kitapta émile zola'nın dreyfus olayı boyunca ve sonrasında yaşadıklarını, onu kendi çamaşırcılarıyla aldatmasına rağmen her daim destekleyen karısı, alexandriana'nın gözünden okuyoruz.
dreyfus olayını, 1894 yılında yüzbaşı alfred dreyfus'ün casuslukla itham edilerek yargılandığı dava ve ardından gerçekleşen olaylar diyerek kısaca özetleyeceğim.
émile zola bu olay üzerine 'uzaktan izleyemeyecek kadar adalete düşkün, böyle bir insani dramı anlamamazlıktan gelemeyecek kadar da romancı' bir yapıya sahip olmasından ötürü, 'ülkemize kılıçla olduğu kadar, kalemle de yardım edilebilir.' diyerek elindeki en büyük silahı kalemiyle işe koyuluyor.
ilk önce gençliğe ve fransa'ya olmak üzere iki mektup yazıyor lakin kendisinin de dile getirdiği gibi mektuplar 'fazla kibar ve düzgün yazılmış' olduğundan hiçbir etki uyandırmıyor. (bu olay hakkındaki hislerini "akla sesleniyordum. faydası yok bunun." sözleriyle ifade ediyor.)
sonrasında bildiğimiz üzere "suçluyorum" başlıklı makalesini yazıyor ve hakkında şunları söylüyor:
"ne yaptım biliyor musun? scheurer-kastner ve dreyfus davası hakkında bomba gibi bir makale yazdım. konu yakamı bırakmıyordu, uyuyamıyordum artık, içimi boşaltmalıydım. susmak korkaklık gibi geliyordu. sonuçlar ne olursa olsun, yeterince güçlüyüm, her şeye meydan okuyorum."
"ömrümün en güzel sayfasını yazmaktayım."
"bu dreyfus davası beni öyle öfkelendiriyor ki ellerim titriyor. tartışmayı genişletip muazzam bir insanlık ve adalet meselesine dönüştürmek istiyorum."
dediğini de yapıyor, bu tartışmayı genişletip muazzam bir insanlık ve adalet meselesine dönüştürüyor.
bir kere bile yüzünü görmediği 'yahudi' dreyfus için şerefini, elde ettiği her şeyi, yaptığı ismi, fransız edebiyatının yaygınlaşmasına büyük yardımı dokunan eserlerini ortaya koyarak 'gerçek ve