Eli güzel söylemişti. DÜ'lere gölge diyordu, onları yaratan insanların şekillerine girmiş fakat içleri gri yaratıklar. Serena bunu hissedebiliyordu. Hastanede uyandığı andan itibaren içindeki rengarenk, parlak ve hayati bir şeyin gittiğini hissetmişti.
Eli sözüne devam ederek kaybettiği şeyin ruhu olduğunu söylemişti; kendisinin farklı olduğunu da söylemişti ve Serena böyle düşünmesine izin vermişti çünkü diğer tek seçenek, öyle olmadığını söylemekti ve bunu söylediği anda Eli bu dediğine inanmaya başlayacaktı. Peki ya o haklıysa? Ruhunu kaybetmiş olma ihtimali Serena'yı üzmüştü.
''Angie öldü," dedi Eli.
"Evet, biliyorum..."
"Fakat sen de ölmüşsün." Bu bir tehdit değildi. "Kim olduğunu bilmiyorum fakat Victor değilsin. Onun tenine bürünmüş bir şeysin. İçine girmiş bir iblissin."
"Canım yandı," dedi Victor ve söylediği laftan ötürü gülmeye başladı. Kendine engel olamıyordu.
Anahtarlar ve cüzdan ve tıp hazırlık laboratuvar kimliğinin arasında, Victor'ın sesi kapalı telefonu duruyordu. Sinirle parlıyor, önce mavi, sonra kırmızı, sonra tekrar mavi yanıp sönerek, ona hem sesli hem de yazılı mesajı olduğunu söylüyordu.
Victor acı acı gülümsedi.
Çok geç, Eli. Benim sıram.
Gazetede Eli'ın bir kahraman olduğu yazıyordu. Bu kelimeyi görmek Victor'ı güldürmüştü. Saçma olduğundan değil, bir soruyu beraberinde getirdiği için.
Eli gerçekten kahramansa ve Victor da onu durdurmak istiyorsa, bu Victor'ı kötü biri mi yapıyordu?