Ne anladın dün anlattıklarımdan? • Ya sen ölecekmişsin, ya o adam. • ⁠– Aferin. Söyle bakalım, sen olsan ne yapardın? • Belki o can simidi ikinize de yeterdi. • ⁠– Şimdi söyle bakalım, sen ne yapardın? ⚫ Ben de senin gibi yapardım baba. Şimdi düşünüyorum da, belki de kötülüğü ağır basan bir vicdan topalıydı babam, hepsi bu. O da kendi babası yüzünden.. O da kendi babası yüzünden.. Sonuçta hepimiz, hayatta kalanların çocukları değil miydik? Savaşlar, depremler, kuraklıklar, katliamlar, salgınlar ve kavgalarından sağ çıkanların çocukları. Dolandırıcıların, hırsızların, katillerin, yalancıların, batan bir gemiden ilk kaçanların ve de başkalarının ellerindeki can simitlerini söküp alanların çocukları. Sağ kalmayı bilmiş olanların. Sağ kalmak için her şeyi ama her şeyi göze almış olanların. Bugün hayattaysak eğer, soyağacından birileri “Ya o, ya ben!” dediği için değil miydi? Sonuçta, beni de bu hayata iki ceset taşıdı: Biri yaşama, diğeri yaşatma isteği. Birini babam, diğerini annem istedi. Evet, bu benim. İntihar etmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Sadece bir ara… Hissettim. Şimdi kendime bir hikaye anlatacağım ve artık sadece buna inanacağım. Çünkü ne zaman dönüp baksam geçmişe, görüyorum ki yine değişmiş. Hiçbir şey yerinde durmuyor bu hayatta. Hiçbiri memnun değil yerinden. Belki de hiçbir şeyin yeri yok aslında. Onun için sığmıyorlar, bıraktığın çukurlara.
Kaz dağları ve Anadolu efsaneleri Temel ilkem, herhangi bir kitabı, herhangi bir anda, istediğim için, istek duyduğum için okumak. İstek duymadığım bir kitap, karşımda duruyor ise beni rahatsız bile edebilir. Bilge Karasu O sabah günlerden cumaydı elime Atlas dergiyi almış karıştırıp sayfaları kırıştırır iken şunu düşünüyordum her okuduğum kitabı tefekkür etmeli her yazar bana hayal etme gücü kazandırmalıydı bir şey yazamasamda noktalama imlâ bilmesemde kağıda bir harf koyma becerisine sahibim diye düşündüm bizi hayatta başarıya götüren en büyük güç başarılı olma isteği değil ben bu işi seviyorum zevk alıyorum o halde yolculuk başlasın amacım Anadolu efsanelerini yazmak coğrafyayı tanıtmaktır kusur bize aittir affola yazar Malorie Blackman şöyle diyor : "Okumak bir empati alıştırmasıdır; bir süreliğine başka birinin yerine geçme egzersizi". Yani okuduğunuz zaman fantastik bir dünyada gibisinizdir bir bilimkurgu filminde gibi astral seyahat, Kuantum fiziği ancak burada bölünen atomlar değil sizsinizdir.Her bir parçanız bölünür farklı bir yere seyahat eder o zaman kitaplar yaşanılanların tanıklarıdır bir kitaplar yaşanılanlara tanık olmanızı sağlar.Her kitap ayrı bir dünyadır Biz okuyucular ise o yazılan dünyanın misafirleriyiz.Ve ben şimdi Kazdağlarına misafir olacam acemi halimle sizlere Hasan Boğuldu şelalesi,Sarı Kız ve Troianın tanrılarını Anadolu efsanelerini anlatacağım Allah izin verirse inşAllah Kaz dağlarının tarihi antik çağlara kadar uzanır antik dönemde bu bölgeye insanlar Bin bir pınarlı ida diye anılırdı çiçekleri endemik bitkileri ile gözlere ve gönüllere hitap eden bu dağ içi şair Mehmet Bayalan şöyle der: "Bozulmasın hiç bağları.Zeytinlin çamın kokusu, Köküne kurdular pusu Bağlara pusu kuranın,Dilerim gülmesin yüzü." Türk insanı ise dağa olan
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yedi kat göğü birbiriyle uyum içinde tabaka tabaka yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin Mülk Sûresi(67) 3. Ayet Antik çağa dayanan efsaneleri şelalerin çıkardığı gür sesleri ile Egede bekliyor Kazdağları sizleri pek çok bitki ve hayvan türüne sahip Türkiyenin bu muhteşem köşesini sizlerde keşfedin John G. Shed ın dediği gibi "Bir gemi limanda güvendedir, ancak gemiler bunun için inşa edilmemiştir." Nasılki gemiler yerinde durdukça paslanır görev yapamaz hale gelir ise insanda böyledir yerinde oturdukça ruha bir tembellik çöker güzel olanı görmek için yaratılan göz belli bir süre sonra güzelliği görmez hale gelir Mülk Sûresi 3. Ayet buyuruyor Rahmân olan Allah'ın yaratışında uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Nasılki bir gemi yol almalı ise insanda bir yolcudur her yapılan eylem bir yolculuk gezmek dolaşmak ve okumak sizi olgunlaştırır Kaz dağları antik çağlarda binbir pınarlı ida diye anılır her bir vadisinden muhteşem sular akarak Edremit körfezine dökülürdü Homerosun destanlarına Sabahattin Alinin hikayelerine konu olan kazdağları tabiatın oksijen deposudur egzoz gazına boğulduğumuz nereye baksak maviyi yeşili göremediğimiz Türkiye coğrafyasında şehir severlere değilde doğa severlere Kaz dağları ilaç gibi gelecektir oksijeni kirletmeyelim
Duygu ve Düşünce
EGZOTİK KAHRAMANLAR:
Philip Kemp Christopher Frayling Nuray Yılmaz Ertan Yılmaz Sinemanın Tüm Öyküsü Robin Hood * ''Tümüyle yeni bir tür olan egzotik kahraman filmleri Zorro'nun İşareti 8The Mark of Zorro, 1920) ile doğdu.'' * ''Fairbanks'ın okuduğu ucuz bir dergide seri olarak yayınlanan ve filme uyarlanmasına yardım ettiği The Curse of Capistrano'ya dayanan bu film o dönemin dramlarında romantik başrol oyuncusu olarak bilinen yıldız için büyük bir riskti. Zorro macerasıyla ilgili izleyicinin tepkisi onu öylesine tedirgin etti ki aynı yıl romantik komedi The Nut filmini yaptı, ancak bu serüven filmi gişede başarısız olursa diye Zorro'nun İşareti'nin sonrasına kadar bu filmin gösterimini erteledi. Endişelenmesine gerek yoktu: Zorro o güne kadarki en yüksek gişe başarısını elde etti. Halkın isteği arttı ve Fairbanks Üç Silahşörler (Three Musketeers, 1921), Robin Hood (1922), Bağdat Hırsızı (The Thief of Bagdad, 1924) ve Don Q. Son of Zorro'nun da (1925) aralarında bulunduğu bir dizi egzotik kahraman filminde başrolü oynadı.'' * (><) Atletik oyuncu Douglas Fairbanks (maskeli olan) ilk egzotik kahraman filmi Zoro'nun İşareti'ndeki kılıç kullanımını mükemmel hale getirebilmek için eskrim hocasıyla çalıştı. * (><) Ronald Colman, P. C. Wren'in aynı adlı romanından uyarlanan Gönüllü Kahramanlar'da başrol oynadı. * (><) John Gilbert Muhteşem Bardelys'te hovarda markiyi canlandırdı. * ÖNEMLİ OLAYLAR: * (1919) Fairbanks, Pickford, Chaplin ve Griffith sanatsal üretimlerini kendileri kontrol altında tutmak için United Artists'i kurdular. * (1922) Douglas Fairbanks'ın başrolü oynadığı Robin Hood gösterime girdi ve bir Hollywood filmi olarak gişe rekorunu kırdı. * (1922) John Gilbert, Alexander Dumas'nın klasik romanından uyarlanan Monte Cristo'da Kont Edmont Dantes'yi oynedı. * (1929) Fairbanks, son sessiz filmi Demir Maske'de başrol
Sinemanın Tüm Öyküsü
•Harvard Üniversitesi kurucusu John Harvard, Cambridge mezunudur. google.com/amp/s/www.hotco...
Seyretmek veya sanat nedir? 19.10.2022 Bazen bir yolculukta, bazen bir şehre girdiğinizde, bazen bir kanyona giden yolda, bazen bir nehir kenarında, bazen de bir dağ yamacında çıkar karşımıza. Şimdilerde hemen her şehrin bir “seyir tepesi” vardır. Benim doğduğum şehir Hakkari’de; görenler bilir, her tepenin doruğu, her dağın yamacı, her kalenin başı kendiliğinden doğal bir “seyir tepesi”dir. Ama adı konmuş, resmi makamlarca tescillenmiş bir “seyir terası” veya “tepesi” yakın bir zamana kadar yoktu. Şehre metrelerce tırmandıktan sonra bir tepenin başında dönen bir virajla girilir, oranın Kürtçedeki adı “serê solan”dır. “Ayakkabıların çıkarıldığı yer” anlamına gelir! Size de tuhaf geldi değil mi; ne alakası var ayakkabının bir şehre girmekle? Var, öyle bir yer ki burası, burada ayakkabılarını çıkaracak, şehre öyle gireceksin. Eve ayakkabıyla girilmez çünkü. “Eşik” demek belki daha doğru “serê solan”a… “Serê solan”dan girilir şehre, oradan çıkılır şehirden, başka da bir yol yok, giriş çıkış tek kapıdan... * Vakti zamanında son Hakkari Miri Nurullah Bey, 1847’de Cizîra Botan’da ayaklanan Bedirhan Bey isyanında “dahli” görüldü diye yolu nefiye çıktığında “serê solan”da azıcık durmuş, son defa şehrine bakmış… Sonrasını Kürt dengbêjleri birkaç kıta şarkıya dökmüşler: Mîr dibêje mudebire Serê solan xwe vegire Welat şirîne tê fikure (Emir müdebbire diyor ki Serê Solan’da oyalan biraz Memleket güzel, son defa bak ona) En son gidişimde gördüm; Hakkari Mir’i Nurullah Bey’in şehre son defa bir kez daha baktığı yerde, şimdi bir “seyir terası” yapmışlar. Bir kayanın en sivri ucuna… Etrafında demir korkuluklar var, Allah muhafaza, aşağısı metrelerce uçurum. Buradan derin bir kanyonu seyredersin… Taşlara çarpa çarpa giden Ava Zê’yi (Zap suyu) takip edersen kuşlarla birlikte
Gündem