uzun yıllarım orta çağ'da geçti. nicedir bunalıyordum oralarda ve çağdaş felsefe sıçrayışımı bu kitap ile yaptım.
şunu belirteyim, ben hayatım boyunca kant'tan yukarı çıkmadım pek. nietzsche'yi saymazsak, bir de sartre'ı, bu çağa gelmedim hiç.
bu kitap tüm çağdaş felsefeyi özetliyor mu? bunu iddia etmediği gibi, bu pek mümkün bir şey de sayılmaz sanırım. buna yeltenen kitaplar varmış ama bu çağın kendine has bir zorluğu var. öncelikle, çok fazla akım var ve çok fazla filozof. ikincisi, daha çok fenomenolog, yapısalcı, antropolog vs. olup kendisine filozof demeyi reddeden filozoflar var.
bereketlilik anlamında en şen çağ tabii, şüphesiz. bunun asıl nedeni, artık ilk çağ gibi kayıp kitaplardan, yakılmış kütüphanelerden söz etmiyoruz. o yüzden karmaşa veya belirsizlik yok; doğum tarihi belirsiz filozoflar, karanlık dönemler yok. kim öksürse kayıtlara geçiyor. diğer konu da artık felsefe yapmanın daha kolay olması; çünkü dünyanın her yeri üniversite dolu.
kitapla ilgili en bariz eleştirim, içimiz dışımız yahudi güzellemesi ile doluyor. soy kırımı kınayacağım derken, yazar biraz abartıyor sanki. çağdaş felsefenin ana gündem maddesi sanırım savaş ve salgınlarda yüz milyon kişinin öldüğü yirminci yüzyılda ölen birkaç milyon yahudi olmasa gerek.
bir de kasten bazı filozoflar hızlı geçiliyor, bazılarına hiç uğranmıyor, bazılarıysa sırf yahudisever diye üzerinde uzun duruluyor.
çok şey öğrendiğimi belirtmeliyim ama. kitabın en iyi tarafı, tüm filozofları ilişki içinde durmaksızın örülen bir ağ gibi anlatması. yani kitabın başında adorno geçiyorsa, adorno olmayan her yerde de geçmeye devam ediyor. yani kim kimin hocası, kim kim için ne yazmış ve kim kimin aleyhindeymiş, öğreniyorsunuz. bence bu çok iyi. çoğu felsefe kitabı filozofları uzaydaki gök taşları gibi kopuk