Spoiler içerir.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 23:29
1)Tesadüf Eseri Kitabın ismine odaklanarak ve açıkçası Hebbel hakkında çok bilgim olmadan okumaya başladım. İsmin benzeştirme amacı taşıdığı ve asli hikayenin etrafında kurulu bir felsefi alegori olduğunu, hikayenin 19.yy Almanya'sında geçtiğini ve son dönem okuma örüntümün tam ortasında konumlandığını başlar başlamaz anladım. Ve merakım, bu şaşkınlıkla kamçılandı. Tefekkür dünyamda çok anlamlı izler bırakan sürpriz bir okuma oldu. 2) Maria Magdalena, Meryem Ana, Marangoz İsa Maria Magdalena, bilindiği gibi Hristiyanlık tarihinde tartışmalı bir figürdür. Konumu, İsa'nın seçkin kadın havarisi ve onun dirilişine tanık olan ilk kişi olmak ile dönemin yollu fahişelerinden biri olmak arasında iki kutuptaki zıtlıkla tartışma konusu olmuştur. İkinci tür yakıştırma skolastiğin ilk dönem kilise babaları zamanında olmuş, zaman içinde ilk tür yakıştırmaya doğru değişmiştir. Hebbel, hikayesini bu zeminde oluşturur; 19.yy'ın Protestan Almanya'sında, değişen mezhepsel dünyanın, değişen sosyal, politik ve ekonomik dünyanın bağrında. Tıpkı İsa'dan sonra olduğu gibi Luther'den sonra, kadın(Klara) eril dünyanın kategorik bir tartışma unsuru olarak gündemdedir. İkinci olarak Klara ve gayrı meşru çocuk meselesi, hikayeyi Ana Meryem'e doğru genişletir. Hebbel, Klara'yı karnında gayrı meşru çocukla intihar ettirerek konuyu dinsel metaforlar aracılığıyla derin felsefi tartışmaları yapabileceği bir boyuta taşır. Ve diğer karakterlerin izlek içindeki özgünlükleri aracılığıyla capcanlı bir ilişkisellik analizine imkan sağlar. Örneğin aile'nin erkeklerinin mesleklerinin marangozluk olması, pragmatizmin aşırı ucunda konumlanan Leonhard'ın ve sorumsuz eylemleriyle Karl'ın eylemlerinin kutsiyetin kalesi kabul edilen aileyi parçalaması, Klara'nın mazi ile gelecek arasında sosyal dünya tarafindan
Edebiyat
Maria MagdalenaChristian Friedrich Hebbel · Cumhuriyet Kitapları · 200183 okunma
9/10
·832 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 10:10
Buddenbrooklar romanı Alman yazar Thomas Mann tarafından 1901 yılında yazar 26 yaşında iken yayınlanan eser; 1929 yılında yazara Nobel Edebiyat ödülü getirir. Genel olarak doğumların, evliliklerin, ölümlerin, kuşaklar arası geçişlerin ve bu geçişlerdeki dengesizliğin, ticaretin,sanatın ve sınıf çatışmalarının yaşandığı bir eser, Thomas Mann 'in ailesiyle doğrudan etkilidir. Eser 1835-1877 yılları arasında, Almanya'nın Lübeck kentinde tahıl ticaretiyle uğraşan Buddenbrook ailesinin dört kuşak boyunca başından geçenleri anlatır.Bahsi geçen aile,yazarın ailesindeki mensupları temsil etmesinin yanında o zaman ki toplumsal ve siyasal özellikleri de belirtir. Aile Ataerkil bir aile olduğu için tüm otorite erkek karakterlerdedir. Ailenin saygınlık kazanmasını ve şirketin büyümesini sağlayan hep erkeklerdir. Diğer aile mensupları da bu durumu saygıyla karşılarlar. Johann Buddenbrook ile kurulan aile şirketi, tüm aile bireyleri ve özellikle erkekler için önemli bir yere sahiptir. Her saygın ailede olduğu gibi ailede yapılan her davranış şirket hisselerini ilgilendirdiği için ailenin soyadına ve şirkete yakışmayacak bir şey yapmak yasaktır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak temsilcisi olan John ve oğlu Jean için çok önemli iken, üçüncü kuşak temsilcisi Thomas Buddenbrook 'ta giderek azalacaktır. Thomas geleneklere bağlı ve iyi bir tüccar iken kardeşi Christian aksine tüccarlıkta becerikli değil ve hovarda bir yaşam içindedir. Thomas 'ın kızkardeşi Tony ise yaptığı iki evlilik de başarısızlıkla sonuçlanmış; maalesef kendi kızı Erika'da annesi gibi mutsuz bir evlilik yapmıştır. Romanda aile kavramı,okuruna ev metaforu ile veriliyor. Ev alınması onun için kutlamalar yapılması ve ev değişlikliğine gidiş çok büyük ayrıntılar ile anlatılmıştır.Tüm aile Meng Caddesindeki evde birlikte
BuddenbrooklarThomas Mann · Can Yayınları · 20151,926 okunma
Reklam
10/10
·280 syf.·
2025 6. kitabı
Okusun veya okumasın, dünya klasiklerine aşina olan herkesin yanından yöresinden geçen, her yaş okuyucunun eseridir "Define Adası". Ayrıca papağan, tahta bacak, hazine haritası, ada gibi aklımıza kazınan birçok ikonik imgelerin bu romandan ilham alındığı da bilinmelidir. Girişi, kurgusu ve finaliyle beni yeterince tatmin eden bu hikayede, ölen efsanevi kaptan Flint'in hazinesinin peşine mürettebatının düşmesi, haritanın da çocuk başkarakterimiz Jim'in eline geçmesiyle gelişmeler başlıyor. Jim arkasına güvenilir şahsiyetleri alsa da "Define Ada'sına" ulaşmak çok da kolay olmaz. Ada göründüğünde ise geç kalmadan herkes niyetini açık edecek, gemi bir grubun eline kalacağı gibi harita da diğer grubun elinde olacaktır. Bundan sonrasında yaşam ve hazine arasında ayrılan yol akıldan geçecektir. Tabii bir de Jim'in şansından... Belki "ne alaka" diyebilirsiniz ama ben okurken Sineklerin Tanrısı'nı anımsar gibi oldum. Tematik olarak birbirine dokunmasa da hikayedeki ada, ölüm kalım oyunu, başkarakterin çocuk oluşu (Jack'i hatırlamadım değil) ve olay geçişlerinde heyecanım beni hafızamdaki o sayfalara götürdü... Kitabı bitirdikten sonra tüm korsanların atası olarak gördüğüm "John Silver" benim favori edebiyat karakterlerim arasına çoktan girdi bile. Romanımızın film uyarlamasında Christian Bale'in gençliğinde Jim'i oynadığını görünce kaçırmadan izledim. Denizcilik terimleri ve adetleri okuma alışkanlığı kazanmayanları zorlayacak olsa da bence hayalhanesinin metrekaresi büyük olanlara etki edecek bir klasik.
Define AdasıRobert Louis Stevenson · Yapı Kredi Yayınları · 20227,5bin okunma
Bugünden Geçmişe ve Geleceğe, "Her Yerdeki İnsan"
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
122 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2025 22:06
Arkeolojinin "keşif tutkusu"nun değişen biçimlerinin serencamına antik eserlere meraklı, çevrelerince absürt, dâhi ve nüktedan addedilen John Frere, John Aubrey ve William Stukeley gibi isimlerle başlıyor Brian M. Fagan akademisyenliğinin yetkinliğine harikulade hikâye anlatıcılığını ekleyerek. Ardından Avrupa'daki çeşitli bölgelerde değerli eşyalar ve antik eserler bulmak için harekete geçen "ilk kazıcılar"ı anlatıyor. Bu noktada Pompeii ve Herculaneum insanlarıyla "kişi olarak ilişki kurup yakınlaştığımız" bir duygulanım yaşıyoruz. Napoléon Bonaparte'ın meşhur Mısır arkeoloji çıkarmasına ve bilim insanları ekibine geçiyoruz ardından ve 1800'lerde Mısır, kazıcılardan koleksiyonerlere birçok grubun nasıl da gözdesi oluyor, görüyoruz. Biliyorduk belki fakat burada hakikaten görüyoruz. Jean-François Champollion'a hiyeroglifleri çözüp Mısıroloji'yi kurarken, Flinders Petrie'ye sistematik yöntemleri geliştirirken bir kez daha hayran oluyoruz. Ardından maceracılar dönemi geliyor ve elbette Heinrich Schliemann ile Troia'da ve Mykenai'de karşılaşıyoruz ve dünyanın farklı bölgelerinde Austen Henry Layard, Paul-Émile Botta gibi isimlerle. Fagan, bu zaman dilimini "arkeolojinin kahramanlık günleri" olarak şahane bir izlekle tanımlıyor: bilinmeyen eski uygarlıkları, henüz bir bilim olarak arkeoloji tam manasıyla oturmamışken, ortaya çıkarma hevesi. Bu sıralarda Üç Çağ Sistemi, tarih öncesi zamanlara dair bir sistematizasyonla, Christian Jürgensen Thomsen ve J. J. A. Worsaae ile karşımıza çıkıyor. 1870'lere geldik. Bu maceracılık ve koleksiyonerlik, Alman arkeologların Babylon ve Olympia kazılarıyla yavaş yavaş tozlu ama her daim bize yol gösterecek sayfalarda yerini almaya başlıyor. Arkeoloji, amatörlükten kurtuluyor; "meslekten arkeologlar" yetişip yetiştirmeye başlıyorlar.
Arkeoloji
Arkeolojinin Kısa TarihiBrian M. Fagan · Alfa Yayıncılık · 201996 okunma
Çağı Anlamak
Puan vermedi
uzun yıllarım orta çağ'da geçti. nicedir bunalıyordum oralarda ve çağdaş felsefe sıçrayışımı bu kitap ile yaptım. şunu belirteyim, ben hayatım boyunca kant'tan yukarı çıkmadım pek. nietzsche'yi saymazsak, bir de sartre'ı, bu çağa gelmedim hiç. bu kitap tüm çağdaş felsefeyi özetliyor mu? bunu iddia etmediği gibi, bu pek mümkün bir şey de sayılmaz sanırım. buna yeltenen kitaplar varmış ama bu çağın kendine has bir zorluğu var. öncelikle, çok fazla akım var ve çok fazla filozof. ikincisi, daha çok fenomenolog, yapısalcı, antropolog vs. olup kendisine filozof demeyi reddeden filozoflar var. bereketlilik anlamında en şen çağ tabii, şüphesiz. bunun asıl nedeni, artık ilk çağ gibi kayıp kitaplardan, yakılmış kütüphanelerden söz etmiyoruz. o yüzden karmaşa veya belirsizlik yok; doğum tarihi belirsiz filozoflar, karanlık dönemler yok. kim öksürse kayıtlara geçiyor. diğer konu da artık felsefe yapmanın daha kolay olması; çünkü dünyanın her yeri üniversite dolu. kitapla ilgili en bariz eleştirim, içimiz dışımız yahudi güzellemesi ile doluyor. soy kırımı kınayacağım derken, yazar biraz abartıyor sanki. çağdaş felsefenin ana gündem maddesi sanırım savaş ve salgınlarda yüz milyon kişinin öldüğü yirminci yüzyılda ölen birkaç milyon yahudi olmasa gerek. bir de kasten bazı filozoflar hızlı geçiliyor, bazılarına hiç uğranmıyor, bazılarıysa sırf yahudisever diye üzerinde uzun duruluyor. çok şey öğrendiğimi belirtmeliyim ama. kitabın en iyi tarafı, tüm filozofları ilişki içinde durmaksızın örülen bir ağ gibi anlatması. yani kitabın başında adorno geçiyorsa, adorno olmayan her yerde de geçmeye devam ediyor. yani kim kimin hocası, kim kim için ne yazmış ve kim kimin aleyhindeymiş, öğreniyorsunuz. bence bu çok iyi. çoğu felsefe kitabı filozofları uzaydaki gök taşları gibi kopuk
Felsefe
20. Yüzyıl Felsefe TarihiChristian Delacampagne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201866 okunma
10/10
·358 syf.··
Beğendi
·
2023 20. kitabı
Dahi yönetmen Steven Spielberg tarafınfan aynı adlı romandan uyarlanma film. 1941 yılında Japonya’nın Çin ‘e saldırı düzenleyip Shanghai bölgesini ele geçirdiği zaman küçük yaşlardaki çocuk olan Jim bir İngiliz ailenin çocuğu olup savaşın kaos ortamında ailesini kaybederek savaşın acımasızlığı ve vahşetini tüm çıplaklığıyla görür. Uçaklara meraklı bu ilginç çocuk yalnız başına dolaşırken kendine Amerikan ve İngiliz arkadaşlar buluyor ve onlarla savaşın içinde yaşam mücadelesi veriyorlar. Ailesini bulmaya çalışıyorlar ve bu esnada açlık, sefalet ve yorgunluk içinde yaşıyor çocukluk döneminde ailesi olmadan tek başına hayatıntüm zorluklarını gören Jim’’ i oynayan Christian Bale ve Amerikalı arkadaşı ise John Malkowıch usta oyunculukları ile romandan uyarlanan bu eseri beyazperde yansıtırken yazarın yazdığı her bir satırı sanki okuyormuş hissine kapılıyorsunuz.
Film Alıntısı
Güneş İmparatorluğuJ. G. Ballard · Sel Yayıncılık · 2017109 okunma
Reklam
Reklam