"Bir düşün. İnsanlara merhameti, sağduyuyu mantığı, bilinçli davranmayı öğretemezsin. Cezadan muaf tutarsan on yıllar, hatta yüzyıllar boyunca bunları öğrenemezler. Bilhassa sonuncuyu. Kişi merhametsiz olabilir. Bütün sağduyusunu kaybedip kana, gözyaşlarına ve acıya alışabilir. Tıpkı kasapların ve bazı doktorlarla subayların yaptığı gibi. Fakat insan gerçeği bir kez öğrendikten sonra nasıl reddedebilir ki? Bana göre bu imkansız. Çocukluğumdan beri bana hayvanlara eziyet etmemek ve merhametli olmak öğretildi. Okuduğum kitapların tümü aynı şeyi anlatıyordu. Ben de senin lanet savaşında yaralanan herkes için büyük acı duyuyorum. Lakin zaman geçtikçe bütün bu ölümlere, ıstıraplara ve kana alışmaya başlıyorum. Gitgide hassasiyetim azalıyor, günlük yaşamımda daha duyarsız olduğumu, sadece büyük uyaranlara tepki verdiğimi hissediyorum. Gel gör ki savaşa alışamıyorum. Beynim, temelden manasız bu olayı anlamayı, açıklamayı reddediyor. Milyonlarca insan bir yerde toplanıp hareketlerine tertip ve düzen getiriyor sonra da birbirlerini öldürüyorlar. Bu da herkese eşit oranda zarar veriyor, herkes mutsuz oluyor. Eğer bu delilik değilse nedir?"
..., kötü bir düşünce yanlış bir yorumlamadan doğmadıkça insan doğası suç işlemekten tiksinir. Yine de, uygarlık bazen iyi niyetli içgüdülerimizi bastırıp bizi kötülüğe sürükleyen ihtiyaçlarla, günahlarla ve yapmacık arzularla donattı. Şu deyişin kökeni buna dayanır: Suçluyu bulmak istiyorsanız, önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın!