Nur

Nur
@journurs
Kitaplar, düşünceler ve journaling güncesi Instagram | Tiktok | Substack: journurs
Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.
10/10
·208 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 00:00
Georgi Gospodinov, hastalık sebebiyle babası gözünün önünde eriyip giderken yaşadığı duygu karmaşalarını ve ölüm sonrasının o bilinmezlik halini tüm içtenliğiyle anlatıyor. “Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Kitabın daha ilk cümlesinde o derin burukluğu hissettim; daha doğrusu, zaten tanıdığım bir buruklukla yeniden karşılaştım. Artık bir "bahçeydi" çünkü filizlenmeye devam ediyordu. İhtiyacın olduğunda dalından kopardığın bir anının, kışın ortasına yazı getirebildiğini biliyordun. Bir bahçeydi; çünkü yaşadığın sürece, her hatırlayışında, şimdide ve sonrasında hep var olmaya devam edecekti. "Yüreğinin nasıl yandığını söyleyebilenin ateşi azdır." Yazar, belki de bu satırlarla yüreğindeki yangını biraz olsun hafifletmek istedi. Ama gerçek şu ki; o anıların odasına girilen her an, her şey daha çok parlıyor ve işte tam da o an bu alıntı daha çok anlam kazanıyor: “Kurumuş bir kurabiye gibi, yutmak mümkün değil.” Bu kitabın yazarın içindeki ateşi daha çok harladığına eminim; fakat o anı odalarını karanlıkta bırakmamak, unutmamak ve şimdi de yaşatmak gerektiğine de bir o kadar inanıyorum. “Evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz.” Ev her zaman dört duvardan ibaret bir yuva değildir. Bazen bir insandır o ev, çoğunlukla da bir aile... Bu kitapta ise bir baba. Böylesine derin bir metni yorumlamak, üzerine bir inceleme yazmak gerçekten çok zor. Yazarın da dediği gibi: "Babalar hakkında yazmak daha zordur..."
1000Kitap
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Birini sevmek uğruna kendinden vazgeçtiğin oldu mu?
10/10
·344 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 18:16
Adelaide kalbimi parçalayan bir kitaptı. Her sayfayı okuyuşumda onun derin üzüntüsünü görmek, kimsenin onu tam olarak anlayamadığını ve yapayalnız kaldığını hissetmek beni çok yaraladı. Bu kitabı uzun süredir okumak istiyordum ama ya fırsat bulamadım ya da sıradan bir aşk romanı sanıp erteledim. Romantizm kitaplarını çok sevmediğim için ve hakkında yapılan yorumların bir kısmı çok kötü, bir kısmıysa çok iyi olduğu için hep arada kalmıştım. Ben o “çok iyi” diyen taraftayım ve kötü bulanları asla anlayamayacağım… Çünkü bu kitap, geçmişi travmalarla dolu bir kadını anlatıyor. Verdiği kararlar, üzüldüğü olaylar, karşısındaki adam onu sevmese bile kendini sevdirmek için çabalaması… Bunların hepsi onun doğrularıydı. Onun bildiği sevme biçimi buydu: kendinden hep ödün vermek. Bu yüzden Adelaide’ı asla yargılamadım. Hep üzülerek ama umutla onun dönüşümünü, iyileşmesini bekledim. Ve o iyileşmeyi görmek içime su serpti. Yine de iyileşmiş hâline biraz daha uzun tanıklık etmek isterdim. Rory… Ondan nefret ettim. Ama onun hayatını da okumak isterdim. Böyle olmasının bir sebebi olmalıydı. Ve sebebi ne olursa olsun, Adelaide’a böyle davranmamalıydı. Sevilmeye o kadar aç bir karakterdi ki, sevginin nasıl gösterileceğini bilmediği için hep kaçtı ve arkasında kırık dökük bir kadın bıraktı. Ve kitapta şuna benzer bir düşünce vardı: Bazen birinin hayatına girişini kader sanırsın, onunla iyileşeceğini düşünürsün. Ama günün sonunda senden gidenin çok fazla olduğunu, karşındaki insanın senin gücünle iyileştiğini fark ettiğinde asıl uyanış başlar. Belki de sen, onun hayatını değiştirmek için karşısına çıkan kişiydin. Hayatında ne Adelaide ne de Rory gibi olma. Sevilmek ya da sevmek belki insanı iyileştirir. Ama her ikisini de gerçekten hissetmek bambaşka bir sihirdir.
1000Kitap
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20252,003 okunma
İnsan, alıştığını istiyor hayatında.
7/10
·352 syf.··
2026 4. kitabı
Nereden başlasam anlatmaya, bu derin hayat hikâyeleri hakkında nasıl konuşulur bilemiyorum. Tek bildiğim, içimde derin bir burukluk olduğu. Farklı sınıflardan, farklı hayat hikâyelerine sahip insanlarla karşılaşmak ve onların hayatlarını - kötü de olsalar anlamaya çalışmak bana biraz garip hissettirdi. Yer yer tekrarlamalar, yer yer hak veremediğim paragraflar olsa da bunun gerçek, yaşanmış bir hikâye olması; yorum yaparken bile eleştirmemi engelleyen bir detay oldu. Çünkü "bu böyle olmasaydı" diyemiyorum; zaten öyle olmuş. Kitap boyunca bazı yaklaşımlar, bazı yorumlar ve sınıf farklılıkları üzerine yazılan paragraflar beni zaman zaman rahatsız etti. Her kesimden bir okuyucu olduğunu düşünürsek, bazı cümleleri onaylamadım ve yazarın bu konularda daha ince olmasını beklerdim. Ayrıca başlarda çok uzun ve tekrara düşerek anlatılan yaşam hikâyesinin; sonlara doğru sanki kısa kesmek amacıyla, hiç desteklemediğim bir şekilde ilerlemesi ve bunun işe yaraması beni oldukça şaşırttı. Çünkü böylesine sessiz ve içine kapanık bir karakter, bu tür bir yaklaşım karşısında nasıl oldu da birden ayaklanabildi? Her karakteri anlamaya çalıştım; hem kızdım hem de çok üzüldüğüm bağlar kurdum. Yer yer cevapsız kalan sorularla baş başa kaldım ve bazı olayların yüzeysel geçildiğini hissettim. Ama yine de şunu çok net gördüm: İnsan, alıştığını istiyor hayatında. Bilmediğine tutunamıyor, kendini rahat bırakamıyor. Kötü de olsa "alıştığım olsun" diyor; acı da verse, "ben onu biliyorum, tanıyorum" der gibi ilerliyor. Ne olursa olsun, bu kitapla tanışmak benim için buruk ama bir o kadar da güzel bir deneyimdi. Hayatı bir de bu insanların gözünden görmek, farklı bakış açılarından bakmak istiyorsanız mutlaka okumalısınız.
1000Kitap
Camdaki KızGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 201928,2bin okunma
Sahi… sen neden buradasın?
10/10
·128 syf.··
2026 3. kitabı
Hayatının karmaşasından uzaklaşmak için bir yolculuğa çıkan John, yolunu kaybettikten sonra hiçliğin ortasındaki bir kafeye düşer. Menüde üç soru yazıyordur: Neden buradasın? Ölümden korkuyor musun? Halinden memnun musun? Dünyanın Kıyısındaki Kafe, bu sorularla bizi; hayatın belirli noktalarında kendimize, insanlara ve çevremize sorduğumuz ama cevabını çoğu zaman başkalarından beklediğimiz sorularla yüzleştirir. Çünkü genellikle istediğimiz cevap şudur: “Bana ne yapmam gerektiğini söyle.” Neyi ve nasıl yapacağımızı kendimiz bulmaktansa, duymayı, uygulamayı ve hızlıca düzeltmeyi isteriz. Oysa bu kitapta soruyu bizzat kendime sormam gerekti: “Neden buradayım?” Belki de bu yüzden soruyu sormak, cevabını aramaktan daha zor geliyordu. Çünkü çitin deliğinden baktığım hayalimdeki hayata gerçekten adım atabilecek cesaretim var mıydı? Koca bir ömür; rahat geçinebilmek, istediklerine sahip olabilmek için çalışırsın. Dinlenmek için değil, yeniden çalışabilmek için uyur; böylece yeniden tükenmeye hazır hâle gelirsin. Hoşnutsuzluğun arttıkça daha fazla harcar, seni mutlu edeceğini söyleyen reklamlara daha kolay inanırsın. Oysa mutlu olmak için aldığın eşyayı bile, çalışmaya harcadığın vakit yüzünden kullanmaya zaman bulamazsın. Peki ya seni mutlu eden, enerjini tüketmeyen ve varoluş amacına hizmet eden bir yol olsaydı? Çitin ardındaki hayat tam olarak bu olsaydı; ruhunu doyurduğu için para harcama ihtiyacının bile azaldığını, aldığın onca şeyin doymayan ruhunun bir gerekçesi olduğunu fark etseydin? Ya bütün mesele, yanlış yerde duran bir golf topuna vurmaya çalışmaksa? Ya da akıntıya rağmen enerjini yanlış yerde harcayan biri gibi çırpınıyorsan? O hâlde soru şu: Kontrol kimin elinde? Senin mi, yoksa toplumun mu? Sahi… sen neden buradasın?
1000Kitap
Dünyanın Kıyısındaki KafeJohn Strelecky · Pegasus Yayınları · 20211,210 okunma
Değer Mi?
10/10
·48 syf.··
2026 2. kitabı
Zola’nın Nasıl Ölünür kitabına, neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım. Beş farklı sınıf, beş farklı ölüm ve geride kalanların onları unutma hızı... ​İlk öyküden sonra bile ölümün ne kadar da çabuk unutulduğunu; uğruna çabalanan insanların ve insanın kendisini feda ettiği şeylerin ne kadar da değersiz olduğunu görmüş oldum. ​İnsanlar sevsin, değer göstersin diye çabalamak; insanlar iyi konuşsun, mutlu olsun diye olmadığı biri gibi davranmak; değmeyecek şeyler için çabalayıp yine değmeyecek şeyler için üzülmek... Ne boş aslında hepsi. Çünkü her türlü yalnız ölüyordu insan. Her türlü bir tek "kendisi" vardı yanı başında. ​İnsan ne garip; yanı başında bir tek kendisi varken yine kendisini göz ardı eden. En çok kendisini üzüp bir köşeye atan... ​En çok kendine değer vermeli insan; çünkü ölürken bile yalnızdır.
Edebiyat
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Can Yayınları · 202024,4bin okunma