Kendimize ait şeyleri koruyabilmek için onları gizlememiz gerekir. Yaşamaya devam ettiğimiz sürece, gerçekten kim olduğumuzu keşfetmenin mahvımıza yol açacağı korkusuyla yaşarız. Ancak bilgi bizi incitmez, yalnızca üzerinden yetişkinliğe sıçrayabileceğimiz bir zemin yaratır.
İhtimam göreceğimize dair evrimsel bir beklentiyle doğmuştuk. Bizim için son derece gerekli olduklarını içgüdüsel olarak bildiğimiz şeylerden yoksun bırakılmak; yani dikkate alınma, kabul görme, takdir edilme, şefkat görme ve olduğumuz gibi olmamıza izin verilmesi gibi temel ihtiyaçlarımızın karşılandığı güvenli bir yuvadan yoksun büyümek, içimizde haksızlığa uğramışlık duygusu bırakır. Çocukluğumuzda eksik kalanları hayatımız boyunca hissederiz, bir şeyler eksiktir, bize gelmesi gereken bazı şeyler hiçbir zaman tam anlamıyla gelmemiştir; o zamanlar, hatta şimdi hâlâ özlemini çektiğimiz bir şeyler yeterince karşılanmamıştır.
İhtiyaçlarımız karşılansın diye yanlış saraylarda dolaşırız. Kendimizi bu yolla güçsüzleştiririz. Yanlış şeylerin peşine düştüğümüz müddetçe bulduklarımız da az olur.
Fakat neden ağaçlara, kırlara, ırmaklara valhâsıl tabiatın güzelliklerine vakfettiğim güzelliğimi, erkeklere vakfetmemi neden istiyorsunuz? Ne kimsenin emri altına girmeyi, ne kimseyi sevmeyi, ne kimseden nefret etmeyi, ne de kimse ile alay etmeyi düşünmüyorum. Hürriyetim benim için mukaddestir ve ondan bütün hayatım boyunca istifâde etmek emelimdir. Ona sahip olmak hakkını doğarken aldım ve mezara kadar muhafaza edeceğim.