J͆αɳ

"Kötülüğün Sıradanlığı"
10/10
·736 syf.··
2019 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2019 01:29
Dün gece kitabı bitirdiğimden beri olan biteni algılamaya çalışmakla birlikte yazacağım incelemeyi düşünüyorum. Ne desem, nasıl anlatsam bu kitabı diye… Kendimi bir şeyler yazmak zorunda hissettim çünkü bu kitap sitede böyle boş kalmamalıydı… Şuan ne yazacağım ortaya ne çıkacak inanın ben de bilmiyorum. O kadar çok düşünce var ki kafamda, hepsi karman çorman… Altı günüm İstisna’yla birlikte geçti. Altı gündür Iben’le Malene’le Anne-Lise’le ve biraz yabancılık çeksem de Camilla’yla birlikte yaşıyorum. Bu karakterler o kadar canlı ki şuan ben bu yazıyı yazarken onları karşımda hayal edebiliyorum. Malene onun hakkında yazacaklarıma karşı tahammülsüz ve memnuniyetsiz, Anne-Lise daha yumuşak ama tedbiri elden bırakmıyor asla, Camilla ise tedirginliğini kendine biçtiği rolü oynayarak saklamaya çalışıyor. Iben… Iben beni izliyor, inceliyor; bir psikolog edasıyla. Kafasında benim olası kötülüğümü tartıyor. Hepimizin içinde olan o sıradan kötülüğü düşünüyor… Evet, kitabın konusu Danimarka’da Soykırım Araştırmaları Merkezi’nde çalışan bu dört kadının etrafında gelişiyor. Kitap başlarda iki ayrı çizgide ilerliyor; soykırımın tarihsel, psikolojik, sosyal araştırmaları ve bu dört kadın arasındaki gerilimli ilişki. Fakat sonra bu iki çizginin nasıl birleştiğine şaşkınlıkla ve hayranlıkla şahit oluyorsunuz. Bu iki çizgiyi birleştiren şey ise kötülük. İnsanın kötülüğü… İnsan kötülüğünün sıradanlığı. İki yıl önce Sosyal Psikoloji dersi aldığımda derse hayran kalmıştım. Kitapta geçen deneyler, teoriler, yaklaşımlar, psikolojik yönelimler de beni yine iki yıl önceki sosyal psikoloji sınıfıma götürdü. Bu defa zekice bir kurguya yedirilmiş halde, daha bir keyif alarak okudum hepsini... Ve üstüne bir sürü yeni şey de öğrendim. Kitap birçok şeyden bahsediyor… Nazilere yapılan zeka
Edebiyat
İstisnaChristian Jungersen · Ayrıntı Yayınları · 2021130 okunma
Reklam
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2014 16. kitabı
Toni Morrison bu eserinde siyah ve yoksul olmak üzerinden aslında bütün siyahların hikâyesini anlatıyor; hikâyeleri iç içe geçirerek bir önceki bölümde kızdığımız öfkelendiğimiz karakterlerin de başkalarının kurbanları olduğunu ve aslında bütün kurbanların siyahların başına gelen herşeyin kurbanı olduğunu gösteriyor. Kitabın sonuna ulaştığımızda kime kızacağımızı, öfkeleneceğimizi bilemiyoruz; çünkü haksızlık ve kötülük öylesine derinlere dek uzanmış, siyahları öylesine pençesine almış ki, birbirine kıyanlara, birbirini sömürenlere kızamıyoruz bile. Birisinin kurban olmasına üzülürken bir sonraki bölümde o kurbanı sömüren insanın hikâyesiyle karşılaşıyoruz, bu sefer kavrayışımız artıyor.Böylece yazar her bölümde algılamamızı genişleterek bir kaç kişi üzerinden aslında bütün siyahlara yapılanlara bakmamızı sağlıyor. Her gün tanrıya dua ederek mavi gözlü olmak isteyen küçük siyah pecola'nın korkunç hikâyesi; onu kendi ezilmişliklerinin, kendi kurban olmuşluklarının kurbanı edenlerin hikâyeleriyle birbirine eklenip genişleyerek karşımıza inanılmaz etkileyici bir sömürü gerçeği koyuyor: ne öfkelenmek ne kızmak bu kadar korkunç, somut bir kötülüğü, yaşanmışlığı yok edemiyor. Bu yüzden geriye sadece kelimeler kalıyor işte...edebiyat kalıyor...edebiyatın inanılmaz gücü kalıyor. Toni Morrison'ın kitabını seneler önce farklı zamanlarda iki defa okumuştum. Bir kez daha okumayı düşünüyorum. Edebiyatın söylemek, göstermek, ifşa etmekteki gücünün en güzel örneklerinden birisi bu eser. Katmer katmer acının gözümüzün önünde büyüdüğü muhteşem bir eser. Bu yüzden, mutlaka, yüreği edebiyatsız yapamayan her okura öneriyorum.
En Mavi GözToni Morrison · Can Yayınları · 20122,766 okunma