AMA DÜNYA YİNE DE DÖNÜYOR
İtalyan fizikçi ve astronom Galileo Galilei, ilk astronomik teleskobu 1609 yılında Venedik'te yapmıştır. Bu yakınlaştırıcı dürbünle Ay'ı, Güneş'teki lekeleri, Satürn'ün halkalarını, Jüpiter'in uydularını incelemiştir. Galilei, Dünya'nın o dönemde kilisenin savunduğu gibi yerinde sabit durmadığını, aksine Güneş'in etrafında döndüğünü keşfetmiştir. Vatikan, dünyanın "evrenin merkezi" olduğuna ve dönmediğine, sadece Güneş'in döndüğüne inanırken Galilei'nin bu gerçekle ortaya çıkması, 1630 yılında Engizisyon Mahkemesi'nde ifade vermesiyle sonuçlanmıştır. Papa 5. Paul'un döneminde gelişen bu olay, kilisenin Galilei'yi ikna etmesiyle örtbas edilmeye çalışılmıştır. Galilei, "Kopernik Sistemi" olarak bilinen bu sistemi savunmayacağına dair söz verip ant içse de kilisenin cezasından kurtulamamış ve suçlu bulunmuştur. Kilisenin aldığı karara göre Galilei üç yıl papalığın gözetiminde bulunacak ve her hafta bir kere pişmanlık ilahilerini yüksek sesle okuyacaktır. Ancak Galilei'nin yargılanmasının ardından "Ama dünya yine de dönüyor!" diye mırıldanması tüm bu cezalara rağmen fikrinin değişmediğini gösteren önemli bir söz olarak tarihe geçmiştir.
Ol der ve Ol'maya başlar...
Bu gece gökyüzünde Hilal Ay, Venüs, Jüpiter ve Merkür aynı bölgede sıralanmış durumda. Bunu hizalayan Tanrı, bize neleri sıraladı,sıralar ve sıralayacak. Kaçırmayın gökyüzüne çevirin başınızı. Venüs'ün görkemi ve Türk'ün hilali🥰
Hayata Dair
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Egemen sınıfın dilini ve jargona yüklediği ideolojik anlamları tarafsız bilimsel veriymiş gibi kabul etmek yapılan en büyük hatadır. Kapitalist dünya-sistemi (küresel pazar) her yeri kaplamışken, sosyalist bir odağın kendi sınırları içine hapsolarak ilanihaye hayatta kalması matematiksel olarak imkânsızdır. Sermaye, doğası gereği sürekli genişlemek, yeni pazarlar ve hammadde havzaları yutmak zorundadır. Bu evrensel akış karşısında alternatif bir sistemin (sosyalizmin) kendini koruyabilmesinin tek yolu, küresel ölçekte üretim ilişkilerini değiştirmektir. Dolayısıyla, devrim ihracı veya enternasyonalist dayanışma, sermaye sınıfının iddia ettiği gibi "imparatorluk kurma iştahı" (yayılmacılık) değil; sistemin kendini sermayenin yutucu dalgalarına karşı koruması için geliştirdiği yapısal bir metabolik reflekstir. Devrim genişlemeyi bıraktığı an, çevreleme doktriniyle boğulmaya mahkûmdur ki nitekim tarihsel süreç de bu deterministik yasayı doğrulamıştır. Sermaye sınıfı, kendi sömürgeci hamlelerini, pazar işgallerini ve darbelerini "serbest piyasa, demokrasi, küreselleşme" gibi steril ve meşru kavramlarla ambalajlar. Buna karşılık, bu hegemonyayı kırmaya yönelik her karşı-hamleyi, her ideolojik bariyeri "saldırganlık" veya "yayılmacılık" olarak etiketler. Bu, Gramsci’nin bahsettiği kültürel hegemonyanın dile yansımasıdır; kelimelerin mülkiyeti de sermayededir. Afganistan müdahalesi (1979), bu kavramsal çarpıtmanın en somut örneğidir. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin yıllar sonra bizzat itiraf ettiği üzere; ABD, "Yeşil Kuşak" stratejisiyle Sovyetler’in güney sınırında radikal unsurları besleyerek bilinçli bir provokasyon yürütmüştür. "Sovyetler’e kendi Vietnamlarını yaşatmak için gizli operasyonu başlattık ve onları bu tuzağa çektik." — Z.
Tarih
Gökler Bir "Neden" midir, Yoksa Bir "Ayna" mı? Hermes Trismegistus diyor ki: "Yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır." Ben de diyorum ki, aşağıdakiler hangi bilinç seviyesinde ise, neyi ögrenmeye ihtiyaç duyuyorsa, kader yolunda ne varsa, göklerden o gelir. Modern ve kadim astroloji anlayışı, gezegenlerin doğrudan senin iradeni yok sayıp olayları bir "kader" olarak dayattığını savunmaz. Gezegenleri bir "sebep" değil, bir "gösterge" (zamanlama aracı) olarak görürler. Yani gökyüzü, hayatın bir saati gibidir. Saatin akrep ve yelkovanı saatin kaç olduğunu gösterir; ancak saati yelkovan ilerlettiği için zaman geçmez. Zaman akar, saat de bize o akışı gösterir. İşte tam bu noktada akıllı olmak gerek. Gelecegimi şekillendiren, bugün yaptıklarım! Rüzgar eken fırtına biçer diye boşuna dememişler. insan meşgul olduğu her şey ile kendine bir yol açar ve yolculuk başlatır. Gezegenlerin dizilimi, senin karakterinin, potansiyelinin ve karşına çıkacak olan "dönemlerin" bir haritasıdır. Bir dönemeçte karşına bir engel çıkacağını gökyüzü gösterir; ancak o engelin önünde durup beklemen mi, yoksa üzerinden atlayıp geçmen mi senin olgunluk derecene ve seçimlerine bağlıdır. İşin Aslı: "Kendinde Ara" Gezegenler sana bir şey yapmaz. Onlar, senin ruhsal ye zihinsel gelişiminin yansıdığı devasa bir kozmik aynadır. İnsan, başına gelenleri Venüs'e veya Mars'a bağladığında (yani suçu gezegenlere attığında), aslında kendi sorumluluğundan kaçar. Şunu gördüm ki aynı gökyüzü altında bir insan yükselir, diğeri yıkılır. Aynı Satürn geçişinde biri sabrın meyvesini toplar, diğeri şikäyetin içinde kaybolur. Aynı Venüs kavuşumunda biri gerçek sevgiyi bulur, digeri nefsinin peşinden gider. Demek ki mesele sadece gökyüzü değildir. Mesele, o gökyüzünü karşılayan insanın iç dünyasıdır. Esasen ,"insan gökte
Kadının önüne yıldızları ser, "Ben Jüpiter'i istemiştim" der..:)
Kalbi ve ruhu yormayan, hayatın ritmini güzelleştiren, içe huzur veren o saf ve zarif enerjinin hayatımda filizlenmesine izin veriyorum.. 🙏 Venüs ve Jüpiter'in o muazzam kavuşumuyla; doğru zaman, doğru frekans.. 🫶 Kendimi akışın güzelliğine ve gökyüzünün bereketine bırakıyorum.🌿 ​ ___ İyi Geceler 🕊️🪐
İnsan ve Duygular