“Bazen çok yoruluyorum,” dedi usulca. “Ama sonra hayatları boyunca yüzmeyi hiç bırakmayan balıkları ve hep yerlerinde duran dağları düşünüyorum. Bir de geri dönüşümümüzü…”
Yalnız kalmak bazen bir bahçe gibidir. Balçıktan duvarların arkasında saklı bir bahçe. Açık kahverengi duvarlara baktığında içerisinde sayısız güzelliklerin olduğunu hayal edemediğin bir bahçe. O renksizliğin ardında parlak ve benzersiz görüntülerin bulunduğu bir dünya var. Yaprakları bile görünmeyen ağaçlar. Sesi duyulmayan şırıl şırıl çeşmeler. Kokusu duvarlara saklanmış çiçekler. Ve bu güzellikleri görmek için cesur olmalısın. Kapıyı çalmaya cesaret Edip içeri girmelisin.
Güneş! Yalnızca benim ruhumda hayat bulan ve benimle ölecek pek çok hayalin içinde yerini aldın ve gülümsedin. Tatlı toprak, sana dair hislerim ve seni tuhaf şekilde deforme eden rüyalarım, benimle ölecekler ama senin yalnızlıkların, ağaçların ve suların yine var olacak, rüzgârlarınla kıpırdayacak ya da hala mehtabın gözü altında olacaklar. Sen başka zihinlere başka görüntüleri yansıtmak üzere var olacaksın ve yansıyan suretin seni seyredenlerin kalpleri kadar değişken, bin biçimde farklılaşsa da sen ilelebet aynı kalacaksın. Suretinin daima üzerine titreyen bu hassas aynalardan biri kırılmak, toz toprak olmak üzere. Ama daima doğurgan doğa bir başkasını ve bir başkasını yaratacak ve benim yok oluşumla hiçbir şey hissetmeyeceksin.
Sevgi! Sevecek neyim vardı? Ah, pek çok şey; ay ışığı vardı ve parlak yıldızlar; meltemler ve tazelik getiren yağmurlar; bütün bir dünya ve onu kaplayan gökyüzü; imgelemime düşen bütün o güzelim biçimler, kahramanlık ve erdeme dair bütün hatıralar…