Laiklik ilkesinin geçerli olmadığı bir ülkede, demokrasi değil, teokrasi geçerli olur. Ortaçağdan sonra, teokrasiden demokrasiye, başka bir deyişle, “Tanrı’nın egemenliği”nden halkın egemenliğine geçiş, başka ilkeler dışında, laiklik ilkesi sayesinde de olanaklı olmuştur. Laiklik, demokrasinin tek önkoşulu değildir,
ancak, en önemli önkoşullarından biridir. Serbest seçimli çok partili sistem; yasama-yürütme-yargı arasında güçler ayrılığı; düşünce-ifade-basın-yayın-örgütlenme özgürlüğü; ekonomik-sosyal adalet, nasıl demokrasinin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyorsa, laiklik de, demokrasinin bir diğer vazgeçilmez unsuru ve önkoşulu olarak yer alır. “Ben laiklik ilkesine karşıyım, ama demokrasiden yanayım” ifadesi, kendi içinde büyük bir çelişkiyi içerdiği gibi, Siyaset Felsefesi, Hukuk Felsefesi, Epistemoloji, Bilim Felsefesi ve Etik’i yok sayan ilkel, dogmatik, despotik, yapay ve zorlama bir anlayıştır.