5 milyar yıllık dünyanın, 100 yıllık zaman diliminde, 7 milyar insanla birlikte bir seferliğine bir şans da bana vermişler. Nasıl olur da bu tekrarı mümkün olmayan zamanda başkalarını tekrar ederim? Bu, bana göre değil seni de bilemem!
Mutlu olabilmek için daima sahip olmadıklarımıza ulaşma sevdasında olduk; hiç aklımıza gelmedi arzularımızın sınırsız olduğu ve hep bir fazlasını isteyeceğimiz.
Bir dilenci meslek hayatının 40. yılında zengin olduktan sonra restorana giderse elini açar ve boynunu bükerek 'Allah rızası için bir çorba lütfen!' diye sipariş verir garsona. Bir zengin 40. yılında iflas edip dilenci olduktan sonra restorana giderse başını diker ve gür sesiyle 'Bana bir çorba ver delikanlı! Üzerimde para yok, bir ara bırakırım.' der garsona. Zira biri dilenci, diğeri zengin olduğuna inanıyordur hâlâ. Öyleyse bırak söylenenleri ve ne olduğuna karar ver çünkü sonsuza kadar inandığın şey neyse sen de o olacaksın.
Sonra nasıl oldu bilinmez ya da bilinir de söylenmez; fesat karıştı zamana ve insan unuttu bugününü. Dününü düşünüp pişman oldu, yarını için telaşlandı her daim ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıklarını güneş doğup batıncaya kadar yaşadı hep. Farkında olmadan rezil etti bugününü. Oysa yarın, bugüne 'dün' diyecekti, zaten dün de bugüne 'yarın' diyordu.
Biliyordum ki, toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır.