Geri Gelen Mektup
Hüseyin Nihâl Atsız Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi alevden; Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!… Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkinin tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlah’ın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün,tapmanın,aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı.
1000Kitap
Ruhun mu ateş,
Bazı yapıtlar vardır ki en ince ruhlardan damıtılmıştır. Hüseyin Nihal Atsız'ın Ruh Adam kitabında bu ruh kitabın adı gibi bir adamda can bulmuş. Atsız'ın kitabını okuyunca kitapta geçen şiirine kapıldım. Roman ciddi manada çok derin, çarpıcı ve zekice kurgulanmış bir yapıt. Önyargılarını yargılayıp bu kitabı okumayan çok şey kaçırır. Bir şiire kapıldığımda yazarı da merak edip hikayesini araştırma gibi bir huyum var. Ve her zaman aşkın sillesini yemiş şairlerin şiirleri efsaneleşiyor. Atsız'ın efsane nitelikteki bir kaç şiirini okuyunca hikayesini de merak ettim. İki büyük aşkı olduğu şiirlerinden de okunuyordu. İlki vatan millet aşkıydı. Bir asker ailesinde yetişmiş, ideolojik kutuplaşmaların zirvesinde yaşamış bir adammış Hüseyin Nihal Atsız. Onun düşünce yapısı, ideolojileri hakkında konuşmaya yetecek birikimim yok. Ama ülkü, dava şiirlerinin sağlamlığını sanırım kimse küçümseyemez. Atsız hayatının bir döneminde öğretmenlik yapar. Çalıştığı okula yeni bir öğretmen atanır. Genç kadını görür görmez çarpılır Atsız. Tam anlamıyla bir yıldırım aşkına düşmüştür. İkinci aşkı bu yeşil gözlü hanım olur. Genç kadına bir şiir yazıp zarfa koyar. Kadının dolabına bırakır zarfı. Günler geçer, beklediği cevap gelmez bir türlü. Bir gün dolabını açtığında zarfı dolabında bulur. Zarf açılmamıştır bile. "Geri Gelen Mektup" adını verdiği şiirin devamını yazar; Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her
Şiir
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Geri Gelen Mektup...
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi alevden; Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu… Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!… Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkinin tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlah’ın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Şiir
Geri Gelen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Şiir
Geri Gelen Mektup♡
"Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler! Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil' İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil Sırretmeye elden seni bir perde olurdum. Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum" Hüseyin Nihâl Atsız
Şiir
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı. Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler… Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma Kaabil; İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil Sırretmeye elden seni bir perde olurdum. Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.