Arap Bayrakları
Arapların tarihindeki renkler, modern bayraklardan çok önce, hilafetlerin sembollerinde yaşamaya başlamıştı. Siyah, Abbasiler’in rengiydi. Bağdat’tan yönettikleri devasa imparatorlukta, siyah sancaklar "Abbas’ın soyundan gelmek" iddiasının simgesiydi. İşte bu sebeple de ışid (daeş) de bu siyah zeminli (üzerine kelime-i tevhid içeren) bayrağı kullandı. Beyaz, Emeviler’e aitti. zira onlar, kendi tabirleri ile "karanlığa karşı ışık" iddiasındaydı ve Abbasi rengine karşı muhalefet dolayısıyla beyaz seçmek politik bir karşı hamleydi. Yeşil, Hz. Muhammed’in (sağ) kabilesi Kureyş’in rengi olarak bilinir. Hz. Muhammed'in kızı Fatıma'dan gelen Fatımi Hanedanlığı olarak da geçer. aynı zamanda hem şii, hem de sünni taraflar tarafında, ortak olarak İslâm rengi gibi kabul gördü. Kırmızı ise Haşimi kabilesinin, yani Hz. Muhammed’in soyundan gelenlerin, özellikle de Hicaz ve Levant bölgelerindeki Arapların rengiydi. Yani dört renk, tarih boyunca dört farklı Arap soyunun, kendi içindeki bölünmenin ama en çok da hilafetin sembolüydü. Daha sonra 1916 yılında, Şerif Hüseyin, "why not both." "neden hepsi bir olmasın?" şeklinde bir iddia ortaya attı. Çünkü Osmanlı’ya karşı Arap isyanını başlatılırken ortak bir simge olmalıydı ve tarih sahnesine bu şekilde Pan-Arap renkleri çıktı: siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı. Nihayetinde bu bayrak, Osmanlı’ya karşı isyan savaşlarında kullanıldı, ama sonra neredeyse tüm arap dünyasının "birlik sembolü" oldu. Bugün bir çok Arap ülkesinin bayrağı dikkat edilirse, o isyanın izlerini hala taşımaktadır. Ürdün: 1916 bayrağının neredeyse aynısı sadece dizilim farklı ve kırmızı üçgenin ortasına beyaz yedi köşeli bir yıldız eklenmiş. Filistin: Ürdün bayrağı ile aynı sadece yıldız yok. Suriye (eski): Pan-Arap renkleri ve 1958-61
Alıntı
Çağrı filmini efsane yapan asıl mes’ele ne biliyor musunuz? Hollywood kameraları veya devasa bütçeler falan değil. O setteki katıksız ihlâs. Bakın, film daha Fas çöllerinde çekilmeye başlarken Suudiler aniden tüm desteği kesti. Sözde dinî hassasiyetleri kabarmış! Yersen. Aslında dertleri başkaydı. Fas Kralı’na baskı yapıp yönetmen Mustafa Akkad’a “15 gün içinde ülkeyi terk et” dediler. Yüzlerce kişilik devasa set, atlar, develer çölün ortasında dımdızlak kaldı. Modern dönemin Ebu Cehilleri, o ruhun dirilmesinden korktuğu için filmi daha doğmadan kuma gömmek istedi. Sinsiliğe bak. Ama asıl yürek yakan olay Uhud sahnesinde yaşandı. Akkad kameraları kurdu. Savaşın o meşhur kırılma anı çekilecek. Okçular tepesi boşalmış, ordu kuşatılmış. Akkad figüranlara bağırıyor: “Ricât! Geri çekilin, tepeye çıkın!” Kimse kımıldamıyor. Bir daha bağırıyor, yine hareket yok. On kere motor diyorlar, tık yok. Akkad çıldıracak gibi oluyor, koşup yanlarına gidiyor: “Yahu niye çekilmiyorsunuz, oyun bu, senaryo böyle!” İçlerinden o üstü başı toz toprak içindeki yoksul, kavruk Faslı figüranlardan biri çıkıp ne diyor biliyor musunuz? “Peygamber bizi çağırıyorsa biz ricât etmeyiz. Ölürüz, paramparça oluruz ama O’nu yalnız bırakıp geri adım atmayız!” Adamlar rol falan yapmıyor. Bildiğin Asr-ı saâdeti iliklerine kadar yaşıyorlar. Resûlullah’ı bir film setinde, kurgu icabı bile olsa geride bırakmayı kendilerine yediremiyorlar. İşte Çağrı filmi budur. Kralların, petro-dolarların ve riyâkâr siyasetin karşısında, o yoksul ama kalbi kavî Müslümanların dik duruşudur. Akkad, elinde kalan son 15 dakikalık kasetle Libya’nın kapısını çaldı, Kaddafi'nin desteğini aldı ve filmi öyle tamamlanabildi. Akkad, elinde kalan son 15 dakikalık kasetle Libya’nın kapısını çaldı, Muammar Gaddafi’nin desteğini
Alıntı
Reklam
Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin.
AYŞE KADDAFİ'NİN İRAN HALKINA MESAJI Merhum Libya lideri Muammer Kaddafi'nin kızı . Ayşe Kaddafi'nin İran halkına mesajı: . "Ey İran halkı! Size Acının, Yıkımın ve İhanetlerin ötesinden sesleniyorum. . Batı'nın aldatıcı gülümsemeleri ve Sahte vaatlerine tanıklık eden bir kadının sesiyim. . Uyarıyorum! Batılı emperyalistlerin Tatlı sözlerine ve sloganlarına inanmayın. Babama Nükleer ve füze programlarınızı terk ederseniz Dünyanın kapıları size açılacak' diyenler Aynı kişilerdir. Babam iyi niyetle ve diyaloğa inanarak Uzlaşma kapısını açtı; ama NATO'nun bombalamalarının Libya'yı nasıl toz ve kana buladığını, Halkımızı nasıl esarete, Yoksulluğa ve Yerinden edilmeye sürüklediğini gördük. .
Viral Manifesto
İran benim özgürlüklerimi çalmadı. İran 38 trilyon dolarlık ulusal borç biriktirip yaşam standartlarımızı mahvetmedi. İran Amerikalıları gözetlemek için Vatanseverlik Yasası'nı kabul etmedi. İran gelir vergisini kabul etmedi. İran, IRS'yi kurmadı. İran, 1913 tarihli Federal Rezerv Yasası ile ABD para politikasının tam kontrolünü özel bir bankacılık karteline devretmedi. İran, NIH'yi Çin'in Wuhan kentinde fonksiyon kazanımı araştırmalarını finanse etmeye zorlamadı. İran, Amerikan şehirlerini, işletmelerini ve okullarını kapatmadı. İran, deneysel ve ölümcül mRNA "aşı" zorunluluğunu kabul etmedi. İran, COVID Plandemisi sırasında 7 trilyon dolar basarak Amerikan ekonomisini mahvetmedi. İran, ilkokullarımızda ve kütüphanelerimizde drag queen hikaye saati düzenlemiyor. İran, çocuklara yıkıcı ve hayat değiştiren transseksüel ameliyatları ve ilaçları teşvik etmiyor. İran, Amerikan yayınlarını ilaç ürünleriyle doldurmuyor. İran, güneşi engellemeye çalışmıyor veya gökyüzümüzün her yerine zararlı kimyasallar püskürtmüyor. İran, tüm mahsullerimizi kansere neden olan pestisitlerle ilaçlamıyor. İran, glifosat üreticilerine Amerikalıları zehirlemekten muafiyet vermedi. İran, Yüksek Mahkeme yargıç adayı birini toplu tecavüzcü olmakla suçlamadı. İran, Irak ve Afganistan'ı işgal etmek için 8 trilyon dolar harcamadı, 20 yıllık işgalin ardından hükümetin 3 gün içinde çökmesinden sonra Afganistan'ı Taliban'a geri teslim etmedi. İran, 2020 seçimlerini çalmadı. İran, Amerika'nın sınırlarını açıp ülkeyi 40 milyon kaçak göçmenle doldurmadı. İran, kablo haber kanallarımız ve sosyal medya ağlarımızda nefret suçu yalanlarını yayarak ırk savaşı başlatmadı. İran, Epstein belgelerini saklamıyor ve yozlaşmış milyarderleri, politikacıları ve kraliyet ailesi üyelerini yargılamıyor. İran, Amerikalıları
İran’ın “Anti Emperyalizmi” ve Birtakım Sol Tutumlar
Devrimci refleksin salt “anti-emperyalizm” üzerinden tanımlanması, devrimci mücadelenin en tehlikeli sapmalarından biridir. Çünkü bu yaklaşım, İran gibi teokratik ve bölgesel hegemonya arayışı olan bir yönetimin yanında bile saf tutulmasına yol açabilmektedir. Böylece devrimci dinamiklerin, kendisini “anti-emperyalist” olarak sunan mevcut iktidar tarafından bastırılmasına sessiz kalınmaktadır. İran’ın önemli devrimci partilerinden biri olan Tudeh’in hâlâ bu çizgide ısrar etmesini başka türlü okumak güçtür. Türkiye’de kendisini sol ya da sosyalist olarak tanımlayan bazı parti ve çevrelerin İran rejimini anti-emperyalist olarak değerlendirmesi, İran halkının meşru hak mücadelelerinin bastırılmasına dolaylı bir onay anlamına gelmektedir. Üstelik bu toplumsal hareketlere sıklıkla “dış destekli” denildiğini de duyuyoruz. Sanki emperyalist olmayan bir ülkede bir ayaklanma yaşandığında, o ülkenin yönetimi otomatik olarak anti-emperyalist bir konuma yerleştirilmektedir. Geçmişte Saddam Hüseyin, Esad ve Kaddafi benzer gerekçelerle desteklendi; bugün de aynı refleksin Hamaney’i neredeyse “şeyh” ilan edecek bir noktaya varabileceğini öngörmek zor değildir. Oysa hiçbir ülkeye dış müdahale meşru değildir; fakat bu ilke, her kapitalist ülkenin anti-emperyalist olduğu anlamına gelmez. Kapitalist üretim ilişkilerini sürdüren bir devletin anti-emperyalist olduğu iddiası, Marksist çözümlemenin temel çerçevesiyle çelişir. Devrimci bir dönüşümün gerçekleşmediği bir düzende “anti-emperyalizm” çoğu zaman retorik bir söylemden ibaret kalır. İran teokrasisi yıllardır hem kendi halkına hem de bölge halklarına ağır bedeller ödetmektedir. Kamusal kaynaklarını dış politik güç projeksiyonuna yönlendirmekte, en küçük hak arayışını sert biçimde bastırmaktadır. Özgürlüğün sistematik olarak
"virüsü kendileri üretecekler ve size panzehirlerini satacaklar. sonrasında da, çözüme zaten sahip oldukları halde, çözüm bulmak için zaman ayırıyormuş gibi yapacaklar." muammer kaddafi (2009 birleşmiş milletler genel kurulu) muammer kaddafi'nin 2009 bm genel kurulu konuşması – viruslar ve aşılar üzerine africanews sayfası: africanews.com/2017/09/19/spee... ? bu metinde ve kaynağında kaddafi şöyle diyor “bugün domuz gribi var… belki yarın balık gribi olacak.” - kapitalist şirketlerin virüsler ve aşılar üzerinden kâr odaklı çalışma etiğini eleştiriyor. - ilaçların ve aşıların ücretsiz olması gerektiğini savunuyor.
Reklam
Reklam