6/10
·95 syf.··
2026 7. kitabı
Bəzi fikirləri çox ədalətli olsa da, bəzi fikirləri çox radikal, mühafizəkar, qalıba salınmış idi. Məsələn qadınların zəif və qorxaq olduğunu, bunun üçün onların təbiətləri gərəyi ağır, çətin işlərdə işləməmələrini düşündüyü kimi. Qadınların çətinlik qarşısında bəzən kişilərdən belə daha dözümlü, cəsur olduğu məqamlara ya ölkəsində heç rast gəlməyib, ya da rast gəlib sadəcə qeydəyər görməyib.
Yeşil KitapMuammer El-Kaddafi · Libya Halk Bürosu Yayınları · 197568 okunma
Orta Doğu
Puan vermedi
Her şey 1949’başlamıştı Amin için. Hayatının dönüm noktasını Lübnan’ın binalarının bodrumundan izleyip duyduğu bomba yağmurunu anlatırken hissetlerini anlayabilmek çok zor olsa da okuması bile ürkütücü. *Amin doğmadan iki hafta önce İhvan-ı Müslim lideri Hasan El Benna silahlı suikasta uğramış (saldırganın aracının emniyet amirinin olduğu anlaşılmıştır) hayatını kaybetmiştir. *Annesi Mısırlı olan Amin, kitapta Mısır’dan da sık sık söz etmektedir. Kahire 1800 lerin sonlarında Mısır hem sinemasında hem de özellikle en iyisi olanlar arasındaki Tıp okullarıyla çok popülerdi. * 1936’da Süveyş bölgesinde İngiliz askerleri bulundurmasına yönelik bir anlaşma imzalanıyor. Ancak ikinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile Londra’nın varlığını sona erdirmesini istemişlerdi. * Ekim 1951’de Mısır Meclisi’nden tek taraflı Fesih kararı çıktı. Londra’nın buna boyun eğmeye niyeti yoktu. * Mısır’dan halk ayaklanması başladı ve önü alınamaz hale geldi. Bu durumun önüne geçemiyorum kral Faruk’a hür subaylar adında bir darbe gerçekleştirildi. * Darbenin sonunda bir yanda halk desteğine sahip olan Müslüman kardeşler diğer yanda ise Ordu’nun içinden gelen cemal abdulnasırın öne çıktığı ve sonunda da nasır İktidari ele geçirdi. * Cemal abdulnasır halk desteğini aldıktan sonra 1956’da Süveyş kanalı’nı millileştirilmesine karar verildi. Buna karşılık İngiltere Fransa ve İsrail ortak bir askeri operasyon düzenledi. Çok ilginçtir ki Buna karşı çıkan Washington ve Moskova aldı buna karşılık bir askeri operasyon yapılacağını belirttince Saldıran üç devlet de geri çekilmek zorunda kaldı. * Benzer bir durum ise Dr. Musaddık tarafından Gerçekleştirildi. 1953’te İran petrolünün millileştirilmesini sağlayınca ingiliz destekli darbeyle tekrar Pehlevi hanedanı iktira getirildi. * Birinci Dünya Savaşından
Filistin
Uygarlıkların BatışıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20192,282 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·95 syf.··
2026 15. kitabı
Bu incelemede, uzun süredir merak ettiğim bir liderin yine uzun zamandır merak ettiğim kitabını okumuş bulunuyorum. Kitabın, altyapısı olmayan bir okur için ağır olabileceğini düşünmüştüm; ancak sade, jargonu az bir dille yazılmış olması sayesinde herkesin anlayabileceği bir anlatı sunduğunu söylemek mümkün. Eserin ilk bölümü demokrasiye ayrılmıştır. Yazar, parlamentoyu demokrasinin bir aldatmacası olarak görür ve halkı tam anlamıyla temsil etmediğini vurgular. Ona göre parlamentolar, halk otoritesinin çalınmasına aracılık etmiş ve bu otoriteyi kendi tekellerine geçirmiştir. Bu nedenle siyasi sınıflar ve referandum sistemi eleştirilir; bunların yerine halkın aracı olmadan doğrudan devlete erişebildiği halk kongreleri ve halk komisyonları önerilir. Bölüm, basının özgür olması gerektiği vurgusuyla sona erer. İkinci bölüm ekonomiye ayrılmıştır. Yazar, bir yerdeki üretim unsurlarının her birinin, o üretimden pay sahibi olması gerektiğini savunur. İnsanın ihtiyaçlarında başkasının söz sahibi olması hâlinde, bireyin tam anlamıyla özgür olamayacağını belirtir. Buna göre mesken, binek ve toprak; ferdin ve ailenin temel ihtiyaçlarıdır ve herkesin bunlara ücretsiz bir şekilde erişebilmesi gerekir. Mutlu bir toplumun ancak insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını başkalarının tahakkümünden kurtararak karşılamasıyla mümkün olacağını ileri sürer. Bu bölümde ayrıca evde çalışan hizmetçiler gibi çeşitli sosyal meselelere de değinilir. Son bölümde ailenin ve kabilenin önemi ele alınır. Asıl sosyal eğitimin okullarda değil, bu çevrelerde verileceği savunulur. Bu bölümde beni en çok etkileyen kısım ise “kadın” başlığı olmuştur. Yazar, insanlık açısından kadın ve erkek arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayarak söze başlar. Çocukların, çocuk yetiştirme çiftliklerinden ziyade annelerine
Yeşil KitapMuammer El-Kaddafi · Libya Halk Bürosu Yayınları · 197568 okunma
Puan vermedi·176 syf.·
2025 918. kitabı
Dünyanın gidişatına yön veren liderlerin sofra sohbetleri ve siyasetlerinin şaşırtıcı iç yüzü, masa düzenlemeleri, bağımlılıkları, sakatlıkları ve tabii ki en sevdikleri yemek tarifleri okurla paylaşılmıştır .Yeme alışknalığı, insanlar arasında ciddi farklar doğuruyor. İnsanı sınıflandırmada ırk, ten rengi, boyu, dili, dini, yaşadığı coğrafyanın yanında yemek yeme alışkanlıkları da önemli etken. "Avrupa, Amerika, Asya, Orta Doğu ve Afrika'dan 26 diktatörün konu edildiği kitaba göre, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamış diktatörlerin ortak bir alışkanlığı yok. Tek ortak noktaları var; o da kesinlikle normal olmamaları. İşte kitapta yer alan bazı diktatörlerin yeme ve sofra alışkanlıkları..." "Irak diktatörü Saddam Hüseyin, zehirlenme korkusuna ilginç bir çare bulmuştu. Sarayındaki 20 mutfak çalışanı, bilim adamlarının kontrolünden geçmiş gıdalarla yapacakları yemekleri, günde üç kere aynı anda pişirmeye başlıyordu. Formda kalmaya dikkat eden Saddam; Bedevi yemeklerini, deniz ürünlerini ve sebzeyi severdi. Kendisini rahatlattığı için mutfağa girip yemek yaptığı da bilinen bir gerçek." "Kola mı? Asla! Libya lideri Muammer Kaddafi'nin yemekte görmeye katlanamadığı tek şey, Batı'nın ürettiği kola idi. Kaddafi; deve sütü, deve etli kuskus ve geleneksel yemeklere bayılırdı. Asla içki içmezdi ama İtalyan yemeklerine “Hayır” diyemezdi." Renkli farklı ilgi çekici bir kitabı geride bıraktık buyurun Diktatörlerin Akşam Yemeği
Araştırma-İnceleme Tarih
Diktatörlerin Akşam YemeğiVictoria Clark · Geoturka Yayınevi · 201522 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 54. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 10:53
Pulitzer ödüllü “Dönüş”, Libya asıllı Amerikalı yazar Hisham Matar’ın kendi hayatından süzülen sarsıcı bir anlatı, bir evlada, bir memlekete ve kayıp bir babanın gölgesine yazılmış uzun bir ağıt gibi… Çok uzun zamandır bir kitabın beni böylesine ağlattığını hatırlamıyorum. Ben zaten duygusal biriyim, kolay ağlarım; ama bu satırlar öylesine sarsıcı bir etki bıraktı ki, kayıtsız kalmak çok zor. Belki de bu yüzden beni bu tarz kitaplar her zaman daha çok etkiliyor. Savaşın, yokluğun, coğrafyanın yarattığı korkuların olduğu dünyaları okurken, onlarla empati kurmak, sanki ben de o hisleri yaşamışım gibi hissetmek… Bu kitap da tam olarak bunu yaptı. Matar, Kaddafi rejiminin önemli muhaliflerinden biri olan babası Cebelle Matar’ın hapiste kaybedilmesinin izini sürmek için yıllar sonra ülkesine döndüğünde, biz okurları da kendi belleğinin karanlık koridorlarına doğru yolculuğa çıkarıyor. Bir yandan şimdiki zamanın dönüş hikayesine tanıklık ederken, bir yandan da geçmişin kanlı, acımasız ve paramparça gerçekliğine geri dönüyoruz.Ama bu karanlığın içinde, Matar’ın kalemi bize sürekli ışığı işaret ediyor, sevgi, dayanışma, cesaret, insan kalabilmenin direnci… Diktatörlüğün gölgesinde yaşamış ama kendileri olmaktan vazgeçmemiş insanların sessiz ama görkemli direnişleri kitabın en güçlü damarlarından biri. Vicdanın sesi, bir ülkenin insanın üzerinde bıraktığı görünmez izler… Matar bütün bunları, bazen tek bir cümleyle insanın içine kazıyarak anlatıyor.Matar’ın anlatısı aynı zamanda bir hafıza çalışması. Libya’da Kaddafi döneminde yaşananlara dair bilgim kitabı okudukça derinleşti toplumsal travmaların bireyin hayatındaki yansımaları, devlet şiddetinin bir ailenin kaderini nasıl paramparça edebileceği çok berrak bir dille gösteriliyor.Dönüş”, kayıpların ağırlığını omuzlarımıza
DönüşHisham Matar · Siren Yayınları · 2024256 okunma
Bir kitabı ezbere bilmek göğsünde bir ev taşımaya benzer
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 87. kitabı
Uzun süredir bir kitabı okurken bu kadar ağlamamıştım. Mahvetti beni. Hisham Matar’ın, Kaddafi rejiminin ondan aldığı babasının ardından yirmi iki yıl sonra Libya’ya dönüşünün hikâyesi bu. Ya da başka bir deyişle: sürgünün, hasretin ve yitirilmiş bir ülkenin ağıdı. Bir kaybın yakını olmak; gözün kapıda, kulağın seste, hem umutsuzluğun en dibinde hem de belirsiz bir umuda tutunarak yaşamak… İşte o zorluk var bu satırlarda. Yokluk -senden zorla alınan bir şeyin yokluğu- insana dünyaya başka türlü bakmayı öğretiyor. Yurdundan, çocukluğunun geçtiği sokaklardan, anadilinin sıcaklığından, kendin olma özgürlüğünden koparılmak; insanın içinde doldurulamayacak çukurlar açıyor. Ve o çukurlar, arada bir ellerini uzatıp ciğerimizi büken, boğazımızı düğümleyen şeylerle dolu. İşte bu yüzden en güzel çocuklar, büyüdüklerini göremediklerimiz. En güzel deniz, uzaktaki deniz. Dünyanın en güzel yeri, gidemediğimiz memleket -ki en güzel ışık onun alnına vurur. Dünyanın en güzel kokusu, çocukken yürüdüğümüz sokaklarda. Ve dünyanın en güzel babası, doyasıya sarılamadığımız, akıbetini bilemediğimiz baba. Çok sevdim. Sadece dokunaklı bir hikayesi olduğu için değil, çok güzel yazıldığı için de. Odysseus’un kuşatıldığı denizlerden geçen, bir şiire sarılmak için Dante’nin cehennemine inen bu kitabı okuyun, çok rica ediyorum.
Edebiyat
DönüşHisham Matar · Siren Yayınları · 2024256 okunma