Hepimizin farklı zamanlarda, farklı diyarlarda, farklı kültürler de, dünyaya merhaba desek de, aslında aynı kaderi paylaşmak için bir araya geldik...
Sinan Canan Sözleri Bilme sınırlarımızı devamlı esnetmeye çalışmak öğrenmek ve düşünmek en temel meşgalemiz olmalıdır Hayatımızı kolaylaştırmayı vadeden cihazlar, dünyayı yavaş yavaş bize dar ediyor. Hayatımızı gereksiz yere karmaşıklaştırmak, bu çağda en mahir olduğumuz işlerden biri. Günümüzün en önemli sorunu eğitim sistemimizin parçalı ve uzmanlığa dayalı, ezberci anlayışıdır. Bilmediğini bilmek en iyisidir. Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır. Önemsiz denebilecek hiçbir olayın vuku bulmadığı bu kâinatta özgür iradeyle donatılmış olan SEN, her nefesinden sorumlusun aslında! Yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü, anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir. Seni zapt etmek isteyen tüm sistemler, önce korkularını kullanır. İnandığım bir şey daha var: Küçük çabaların büyük sonuçlar doğurabilme yeteneği… Düşünemeyen, çağını okuyamayan, her şeyden öte, tatminsiz ve umutsuz bir neslin nelere mal olabileceğini bilmiyorlar, belki de bilmek istemiyorlar… Kavga insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında. İnsanoğlunun kazanmakta/yakalamakta en çok zorlandığı (ama aynı zamanda da içine en kolay girebildiği) beceri; anda kalabilme, şimdide olabilme becerisidir. Kutsalları ve tabuları yıkmanın moda olduğu günümüzde neyi yıktığımızı, neyle mücadele ettiğimizi iyi düşünmek, entelektüel zihinlerin birinci görevi olmalı. Tevazu, sürekli olarak deneyime açık kapı bırakan, öğrenme hevesini körükleyen ve “tamamlanmışlık” hissini engelleyen içsel bir kalitedir.
1000Kitap
Reklam
“aslında hayat gökyüzünden düşen bir yağmur gibidir; sen toprağı istediğin kadar çapala, gece gündüz emek ver, yağmur canı nereye isterse oraya düşer. ve senin yapabileceğin tek şey, o bulutları zorlamak değil, payına düşen kuraklığı ya da bereketi göğüslemeyi öğrenmektir.” sanki hayat, her doğrunun bir ödülü, her yanlışın bir cezası olan adil bir laboratuvarmış gibi büyütüldük. içten içe bir yerde her şeyin görünmeyen bir hesap defteri olduğuna inandık. bir yere ne kadar emek verirsek oradan o kadar iyi bir sonuç çıkacaktı. ne kadar fedakarlık yaparsak o kadar karşılık alacaktık. ne kadar kendimizden kısarsak o kadar yaklaşacaktık istediğimiz şeye. sanki hayat, içine doğru malzemeleri kattığımızda aynı sonucu veren bir tarif gibi büyütüldük. çocukken bunun adı çalışkanlıktı. büyüdükçe disiplin oldu. sonra özveri oldu. sonra “kendinin en iyi versiyonu” oldu. ama bir türlü o ideal tarife ulaşamadık. hayatta bazen tüm varlığını ortaya koyarsın, ruhunu o masada bırakırsın ama masadan kalkarken elinde hiçbir şey kalmaz. … çünkü suçun bizde olduğuna inanmak, hayatın bazen tamamen kadersel ve kontrol edilemez olduğunu kabul etmekten daha kolay geliyor. kontrolün bizde olmadığını, ne yaparsak yapalım bazı kapıların asla açılmayacağını, bazı kapıların ise biz sadece önünden geçerken kendiliğinden ardına kadar açılacağını görmek içimizi eritiyor. her adımı hesaplanmış, her dakikası planlanmış o yarış atı hayatlarımızın ortasında, bazen sadece durup nefes almak ve o görünmez iplerin elimizde olmadığını teslim etmek gerekiyor. kendimizi bitirdiğimiz, hırslarımızın altında ezildiğimiz o kör noktada fark ediyoruz ki hayat bizim irademize her zaman biat etmiyor. bazen en çok isteyen değil, en az umursayan kazanıyor ve bu gerçeğin karşısında ne bir formül ne de bir teselli işe
Substack
Kitap Yorumu | Aylardan Kasım Günlerden Perşembe Selamm. Söze nasıl başlanır bilmiyorum ama Atatürk’e ait bu zamana kadar lise çağlarımdan beri bir sürü kitap okudum. Ama okuduğum kitaplar onun daha çok siyasi hayatını anlatan eserlerdi. Bugün size Atatürk’ümün biraz daha özel hayatına, onun gelişim sürecine odaklanacağımız bir kitap ile geldim. Ayşe Kulin, muazzam bir yazar ve bizlere de şahane bir kitap bıraktı. Bazı kitaplar yalnızca bir hayat hikâyesini anlatmaz; satırları arasında bir milletin hafızasını, umutlarını ve acılarını da taşır. Aylardan Kasım Günlerden Perşembe, tam da böyle bir eser. Ayşe Kulin, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamını çocukluk yıllarından başlayarak son günlerine kadar uzanan etkileyici bir anlatıyla okura sunmakta. Ancak bunu klasik bir biyografi diliyle değil; duyguların, özlemlerin, mücadelelerin ve insan olmanın ağırlığının hissedildiği güçlü bir kalemle yapıyor. Kitabı okurken yalnızca büyük bir liderin hayatına tanıklık etmiyorsunuz. Meraklı gözlerle dünyayı keşfetmeye çalışan küçük Mustafa’yı, idealleri uğruna mücadele eden genç subayı ve omuzlarında bir milletin kaderini taşıyan o kararlı insanı da yakından tanıyorsunuz. Tarih kitaplarında birkaç satırla geçen olaylar, Ayşe Kulin’in anlatımında ete kemiğe bürünüyor ve okurun zihninde canlı sahnelere dönüşüyor. Kitap yorumu; Beni en çok etkileyen nokta Atatürk’ün yalnızca başarılarının değil, insan yönünün de görünür olmasıydı. Gücünün ardındaki yorgunluğu, kararlılığının içindeki kırılganlığı ve her şeye rağmen vazgeçmeyen ruhunu hissetmek, kitabı çok daha anlamlı kılıyor. Ayşe Kulin, bu eserle Atatürk’ü yeniden anlatmaktan çok, onu daha yakından hissettirmeyi başarmış. Kimi hayatlar yaşanır ve biter, kimi hayatlar ise tarihe dönüşür. Bu kitap, tarihe dönüşen bir ömrün ardındaki
O olmasaydı -ben- nasıl olur da özlemin, düşünmenin, fark etmenin, görmekten bile, elde etmekten bile tadlı olduğunu, dolgun ve sağlam olduğunu öğrenebilirdim.. hem de beş duygu çapında? Sarışın bana çok şey öğretti; beni hayatla buluşturdu. O gelinceye kadar ben hiçbir şey bilmiyormuşum. Ondan önce, meğer ben, topu topu üç, beş yüz kelime ile yaşarmışım. O bana renk renk kelimeler öğretti, hayatı, Allah'ı ve kaderi, alınyazısını öğretti.. diyorum size! Lakin gene de benim bilemediğim bir şeyler var: Ben, meselâ, ve hâlâ nasıl tanışılır, nasıl kaynaşılır, nasıl hoşlanılır, bilmiyorum. Aşk, nasıl olur da bir patlama gibi iki hayata birden ve hiç düşünülmezken, ayni kuvvetle, ayni tarzda hükmeder, bilmiyorum. Ve, dizlerinin dibinde ağlayan, ölümű senden, yalvara yalvara, istiyen.. nasıl olur da, bir gün, bırakır, gider.. bilmiyorum. Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı
Ne yaptığınızı bilmeden bana gelip 'sen değiştin' demeyin mümkünse. Çünkü ben değişmedim hem aklım başıma geldi hemde asıl değişenler sizlersiniz...
Reklam
Reklam