Mumlar Sonuna Yanar, dostluk, sadakat ve ihanet temalarını işleyen çarpıcı bir psikolojik romandır.Hikaye, tam 41 yıl boyunca birbirini görmemiş iki eski dostun, kasvetli bir şatoda bir akşam yemeğinde bir araya gelişini konu alıyor. Görünüşte son derece normal olan bu buluşma, aslında geçmişin, dostluğun, sadaktin kaçınılmaz bir hesaplaşmasına dönüşüyor.Etkileyici olan kısım, hikayenin çok büyük bir kısmı tek bir mekanda, iki karakterin karşılıklı diyalogları ve Henrik'in monologları üzerinden ilerliyor. -Buna rağmen temposu hiç düşmedi. -Ayrıca az sayfa olmasına rağmen çok yoğun bir edebi tat veriyor. Insan ilişkilerini masaya yatırırken bizi sarsıcı sorularla baş başa bırakıyor: "Bir insanı sevmek, onun her şeyine sahip olmak istemek midir?" İşte bu can alıcı soru, Henrik ve Konrad'ın çocukluktan kalma dostluğunun sınıfsal farkların, kıskançlığın ve paylaşılamayan bir kadının gölgesinde nasıl un ufak olduğunu gözler önüne seriyor.Gece ilerleyip mumlar sonuna kadar yanıp bittiğinde ise geriye ne öfke kalıyor ne de nefret; sadece yaşanmış ve geri dönüşü olmayan bir hayat...
Sandor Marai'nin insan ruhunun derinliklerine inen, gurur, kıskançlık ve kader kavramlarını sorgulayan psikolojik tahlilleri mükemmel, kitabı bu kadar lezzetli yapan da bu bence.. Tavsiye ederim