"Azgelişmiş dünya halkları emperyalizme karşı bir savaş verirken gençlik bunun dışında kalamaz. Biz daima ezilenlerden yana çıkmak zorundayız. Eğer bizim kavgamiz antiemperyalist kavganın paralelinde yürümezse, ayaklarımız havada kalır.
"Suçsuzluğumuz, ezilmişliğimiz kadar meşru, alın terimiz kadar kutsaldır. Tek suçumuz geri kalmış bir ülkenin çocukları olmamız ve emperyalizmin ne olduğunu bilmemizdir.
Fakat ruhun hareketsizliğe, uykulu bir hale düştüğü anları kovmak için elinden geleni yapmasına rağmen günün birinde mutluluk hülyası yine yolunu keser, mavi gece yeniden çevresini sarar, onu bir büyü gibi uyuşturur, içinde bir endişe, bir üzüntü, garip bir hüzün doğar, yorulmak bilmeyen dimağında önemli sorular birikmeye başlardı. Olga bunları dinler, kendini yoklar, bir sonuca varamazdı. Ruhunun ne is tediğini bulamazdı. Ama gene de arar, söylenemeyecek korkunç düşüncelere kadar giderdi. Mutluluk onu doyurmuş gibi bir boşluk hisseder; bezginlik duyar, hayatından yepyeni, taptaze bir şeyler bekleyerek geleceğe bakardı.