Bu aynı zamanda deliliğin yaşamın dönüşümüyle ölmeyen, aksine mükemmelliğe doğru gelişen bir kısımdır. Bir zamanlar böyle duyguya sahip olanlarda - fakat bu lütuf çok az kişiye nasip olur - onları deliliğe çok yaklaştıran bir şey vardır: Tutarsız, sıradan insan diliyle ilgisi olmayan, anlam yoksunu sözler söylerler ve çehreleri tamamen değişir. Kâh heyecanlanıp kâh üzüntüye kapılırlar, kâh ağlayıp kâh gülerler, bazen de iç çekerler; kısacası: Gerçekten de kendilerinde değillerdir. Kendilerine gelir gelmez, nerede olduklarını, beden içinde mi, beden dışında mı, uyanık mı, yoksa uykuda mı olduklarını bilmediklerini iddia ederler; duyduklarını, gördüklerini, söylediklerini, yaptıklarını sanki bir sis perdesinin ardından, sanki bir rüyadan uyanmış gibi hatırlarlar. Bildikleri tek şey, deliliğe kapıldıkları bu süre boyunca anlatılamayacak kadar mutlu olduklarıdır. Akıllarının geri gelmesine yazıklanırlar ve sonsuza kadar bu çılgınlığın içinde yaşamaktan başka bir şey istemediklerine ağlarlar. İşte gelecekteki mutluluktan tadımlık bir parçadır bu.