gözümün gördüğü ile gözümün gördüğünü düşündüğüm rüyaları kaç zamandır birbirine karıştırıyorum ( eh, göz görünce gönül katlanır. katlamadan önce gönüllerinizi özenle ütülemeyi unutmayınız ). şöyle: uykuyla uyanıklık arasındaki o küçücük zaman diliminde gördüğüm rüyanın mı gerçek yoksa gözlerimi açtığımda bana görünen tavan, dolap, halı vs. eşyanın mı gerçek olduğunu bazen karıştırıyorum. aynı şey üzerinden yüzyıl geçmiş bir anıyı hatırlarken de oluyor. mesela en ince detayıyla hatırladığım, yaşadığım bir hadisenin başımdan geçmiş bir hadise mi, yoksa geçmiş olmasını istediğim bir rüya mı, emin olamıyorum. bu ikisinden de rüyasını gerçek sananlardan olmayı umuyorum ve her şartta da buna özeniyorum ( hâlbuki özen gösterilir değil mi ,gösteriniz ).
jean-luc godard, “eğer bir adam, düşlerinde bir cennetten geçerse ve geçtiği yolun kanıtı olarak kopardığı çiçeği, uyandığında elinde bulursa… söylenecek ne var ki? işte ben o adamdım.” diyor. yine de rüya, gerçeğin sınırlı çerçevesine göre sınırsız bir âlem. ve her haliyle ikisi de karmakarışık bir durum.