oğuz atay tutunamayanlar’da, bir insanı diğerinden ayıran en önemli husus, kazanç ve kayıp hakkındaki telakkisidir, der. insanların hayatı ya da bir olayı ya da bir durumu algılama biçimleri birbirinden farklıdır. kazancı geçelim şimdilik, peki ya kayıplarımız? kaybettiğimiz bazı şeyler, bizden çok daha fazla şey alır götürür. terk edilince umudumuzun bir parçası da yiter mesela. özgüven, azim, cesaret, hayatın karmaşasındaki mağlubiyet bunlardan pay kapar. görkemli bir kayıp afili durabilir ama bu kayıptan sonra zamanın sesinin kesilmesini, kuşların balkonlara güneşi taşımamasını, hayatın akışının durmasını, uyumanın anlamını yitirmesini, içimizdeki suların kesilmesini ne yapacağız?
“isa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. onikiler'den biri, yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. isa'yı öpmek üzere yaklaşınca isa, “yahuda” dedi, “insanoğlu'na bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?””[luka, 22:48]
“her şey yorucu,
sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
göz görmekle doymuyor,
kulak işitmekle dolmuyor.
önce ne olduysa, yine olacak.
önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
güneşin altında yeni bir şey yok.”
[eski ahit, vaiz]