Biraz ağladı, sümüklü böceklere mi eve mi, ona mı ağladı, bilmiyordu. Kendisi içindi. Sonunda uzun uzun ağladı, sanki ağlamakla eğleniyormuş ya da hüngürdeyişi bir tür sulu kutlamaymış gibiydi. Belki de üzgün olmak için daha ufak bir bahane bulduğu için mutluydu bile. Bir anlığına da olsa, yükseklerden yere çakılan kalbinden başka bir şeydi bu sefer.
Ve daha nice gün, severken bile "sevmek istiyorum" diye düşündüm. Yazarken de "yazmak istiyorum" diye düşünüyor, apaçık hayatta olduğum hâlde "yaşamak istiyorum" düşuncesine kapılıp gidiyorum. O hâlde ben aslında ne yapıyorum?
Sen buradasın, ben de buradayım. Sen burada olmalısın ki ben de burada olayım. Dışarı bak. Sen dışarı bakmalısın ki ben de bakayım. Sen yaşamalısın ki ben de yaşayayım.