Aşk bize en beklenmedik yerde ve en hazırlıksız anımızda kıskıvrak yakalar. Ve bir kez çağırdığında boyun eğip, peşinden gitmekten başka şansımız yoktur.
“Çünkü insan gerçeklerden sonsuza kadar kaçamıyordu. Çünkü gerçek sonsuza kadar saklanmayı kabul etmiyordu.“ kitabın özeti bir cümle… Kadınların var olmaya çalıştığı bir dünyada aşkın baş döndürücü etkisiyle yaşanan çarpık ilişkiler, narsist erkeklerin dokunduğu kadınların içine düştükleri çaresizlikler karşısında ayakta kalma mücadeleleri… Anneanneden anneye ve kıza geçen kader benzerliği… Akademinin arkayüzünde yaşanan çirkin olaylar… Herşeyi yok saymaya çalışırken beynin pilinin bitmesi ve gerçekleri su üstüne çıkarması…
İlk kez Ayfer Tunç okuyorum. Okuduğum kitabın dilini, olay örüntüsünü sevdim. Tıpkı kaderimiz gibi olayların da birbirine karışması okurken beni zorlasa da hoşuma giden bir detay oldu. Kitabı bitirdiğimde içime kocaman bir fil oturdu diyebilirim… “Biz kadınlar kendi ışığımızı yaymak için ne çok mücadeleler veriyoruz…Keşke ışığımızı sadece doğru erkekler görebilse… O zaman gerçek sevgiyi bulur ve doyasıyla yaşardık bu hayatı…”dedirten bir kitap okudum ben… Derin, duygusal ve psikolojik dokunuşları olan bir eser…Doğru zamanda okumanızı tavsiye ederim.
Kitabın Ankara’da geçmesi, bildiğim yerler mekanlar olması beni çeken tarafı oldu. Fakat konusu ve konunun işleniş şekli hoşuma gitmedi. Olayların anlatım dili beni hiç kendine çekmedi. İki dostun aynı kıza aşık olması ve aşık oldukları kızın ise arkadaşlarının emanet ettiği üvey kız kardeşi olması… Olaylar akıp giderken duyguların okuyucuya aktarılması konusunda pasif kalmış bir kitap, gerçekten buradaki aşkı hissedemedim.