"Şükret ki kalbindeki huzur daimi olsun."
1000Kitap
İnsanin Acısını, İnsan Alır ( Yanındayım Diyerek )
İyileşmek İçin İnsanın İnsana İhtiyacı Vardır, Çünkü En Derin Yaraları Yine Bir Başkasının Şefkati Sarar. ​Nefes Almak Bazen Yük Gibi Geldiğinde, Bir İnsanın İçten Gülümsemesi Tüm Acıları Hafifletir. ​Sessiz Çığlıklarımızı Sadece Yüreğiyle Dinleyenler Dindirir, İnsan Acının İlacı Yine İnsandır. ​Acıyı Paylaşarak Küçülten, Sevinci Paylaşarak Çoğaltan Tek Varlık İnsandır. ​Ne Kadar Kaçarsan Kaç, İnsanın Acısını Dindirecek Olan Şifa Yine Başka Bir İnsanın Merhametinde Saklıdır. ​Izdıraplar Paylaşıldıkça Eriyen Bir Buz Gibidir. İnsan, İnsanın Yoldaşı Olunca Acı Diner. ​Nakış Nakış İşlenen Acılar, Bir Dostun Uzattığı El İle Huzura Kavuşur. ​Acı İnsanın Kaderiyse, Dermanı Da Yine Bir İnsanın Kalbindedir. ​Can Yandığında İlk Sığınılacak Liman, Başka Bir İnsanın Sıcaklığıdır. ​Irmak Gibi Akan Gözyaşlarını, Sadece Anlayan Bir İnsanın Varlığı Kurutur. ​Sabırla Beklenen Huzur, Bir İnsanın "Yanındayım" Demesiyle Başlar. ​Işık Olur Bir İnsan, Karanlıkta Kalan Acıların Üzerine Doğar. ​Niyet Her Şeydir; Acıyı Paylaşmak İsteyen İnsan, Şifaya Vesiledir. ​Issız Kalmasın Hiç Kimse, Çünkü İnsanın Acısını Ancak Bir İnsan Alır. ​İnsan, İnsanın Aynasıdır. Kendi Acını Gören, Başkasınınkine De Şifa Olur.
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Suçlu Kim?
İnsan insanı şu fani dünyada hiçbir zaman tam manasıyla tanıyamazken, duygu perdelerinden mahrum olan şu sanal mecralarda muhatabını hakkıyla derk edebilmesi büsbütün imkânsızdır; zira bu kaygan zeminde, satırları kendi kaleminden ve sinesinden neşet etmediği halde başkalarının fikriyle sahte birer abide gibi rol yapan maskeli bir güruh olduğu gibi, işin hazin bir tersi olarak da kalbindeki ve özündeki cevherin milyonda birini dahi satırlara dökemeyen, yazdıklarıyla değeri asla anlaşılamayan saklı ruhlar mevcuttur. Beşeri münasebetlerde kim ne derse desin, muhatap karşısındakini daima noksan anlar ve bilir; hususan beş duyu organının yekpare kullanılmadığı, ruhun sezgisel ufku olan altıncı hissin devre dışı kaldığı bu ruhsuz dijital iletişim modellerinde insanı tanıma yüzdesi fersah fersah aşağılara düşer ki bu da kaçınılmaz olarak kalplerde derin bir emniyetsizlik ve güvensizlik peyda eder. Böyledir diye, köksüz orkidelerin(şükufecibaşımız kızmasın:) ve sahte suretlerin buhranıyla örselenen zihinde tetiklenen kaygı, kadere ve mutlak hakikate iman etmeyen bedbahtlar için ciddi bir ruhsal çöküş vesilesi iken; De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez fermanına sığınan mümin için, hikayenin sonunu görememenin verdiği o fani endişe süratle asil bir sakinliğe tebdil olur; çünkü o, hikayeyi yani kaderi en güzel şekilde yazan ezeli ve ebedi Sultan’a iman etmiştir. Bu sebeple beşeri münasebetlerin bilinmezlik dehlizlerinde zihni çok fazla yorup muhasebeler içinde boğulmamak, daha iyisi, daha mükemmeli vardır kaygısıyla ömrü israf etmek yerine fıtratın önümüze çıkardığı o ilk saf papatyayı, o ilk gülü #305500780 rıza ile kabul etmek gerekir; aksi takdirde narsistik bir mükemmelliyetçilik girdabına kapılmak, insanı
Duygu ve Düşünce
Arayış - 2
Adam yürüdü. Fakat artık yürümek onun için bir yer değiştirmek değildi. Her adım biraz daha fark etmekti. Bir kuşun kanadındaki düzeni... Bir yaşlının yüzündeki yılları... Bir çocuğun gözlerindeki saf sevinci... Ve kendi kalbindeki ince değişimleri... Eskiden büyük hakikâtler arardı. Şimdi ise küçük şeylerin içindeki büyük sırları görmeye başlamıştı. Yol kenarında açmış yabani çiçeklerin önünde durdu. Kimse onları sulamıyordu. Kimse onları alkışlamıyordu. Kimse onların adını bile bilmiyordu. Ama onlar yine de açıyordu. Sessizce... Gösterişsizce... Kendilerine verilen vazifeyi yerine getirerek... Adam uzun süre onları seyretti. Sonra içinden şu düşünce geçti: "Belki de güzelliğin en saf hâli, görülme ihtiyacı duymayan güzelliktir." Bu düşünce kalbine dokundu. Çünkü insan da çoğu zaman takdir edilmek isterdi. Anlaşılmak... Görülmek... Hatırlanmak...
İnsan ve Duygular
“Hayata dair,aşka dair umudunu kaybedenlere umut olsun.. Umut! En çok da her şey bitti sandığında başlar.” demiş gönlümün otağı.. Ona duyduğum sevgi öyle yüce öyle derin ki.. Ne yazsam eksik kalacak biliyorum ama yüreğim döndüğünce seni başka güzel anlatmak isterim bugün. Birine her şey olmak nasıl bir his deseler anlatamam belki ama “birinin her şeyi olmak” nasıl deseler uzun uzun anlatırım. Seni severken bir serçe gibiyim ben. Senin sevgin,bana kendimi küçücük bedeniyle hayata kafa tutan,umudunu hiç kaybetmeyen bir serçenin kalbindeki umudu yaşatıyor.. Serçeler bana hep yarım kalmış insanları hatırlatır.Gösterişli değiller söyle bi bakınca. Kimse dönüp uzun uzun bakmaz onlara çünkü bir güvercin kadar ihtişamlı,bir kartal kadar güçlü değildirler. Ama bence her şeye rağmen hayatın tam ortasında, küçücük kalpleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Kırılgan olduklarını bile bile yaşamaktan vazgeçmiyorlar. Bazen izlerim rastgeldiğimde,telaşlı görünürler hep.Sanki hep bir yerlere yetişmeye çalışıyor gibiler.Küçücük bedenlerinin içinde kocaman bir korku taşıyorlar sanki. Tüm bunları yaparken yine de ötmeye devam ediyorlar. Sesleri hiç kısılmıyor gibiler. Sanki dünyaya küsme hakları yokmuş gibi kanat çırparak kafa tutuyorlar hayata. Ama ne yalan söyleyeyim ben serçelerin en çok yalnızlığını seviyorum.Kalabalığın içinde kaybolurlar çoğu zaman. Kimse onları fark etmiyor bence. Bir kaldırım kenarında,eski bir bankın altında, bir çatı ucunda sessizce hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bi yerde okumuştum; Serçeler ne olursa olsun birbirlerini bırakmazlarmış. Birinin canı yansa diğerinin telaşı değişir, bir serçe ürktüğünde diğerleri de havalanırmış. Sevgi denen şeyin en saf hâli biraz da buymuş onlar için; “Sen korkarsan ben de korkarım” diyebilmek.” yazıyordu.. Tıpkı benim benim seni
kumların, ağaçsız ovaların adamı, kum yığınlarının ardında. talihin peşinden koşarak, ülkesinden gidiyor. çünkü onun için cennet: sadece yağmur altında bir bahçedir. selam ey seleme, seni selamlıyorum ey seleme, seleme ile geri döneceğim. fakat kumların adamının, yolculuk yapmak için, sadece kalbindeki umudu vardır. bir gün gelir, kıyıya ulaşır. önünde çiçekleri ve büyük mutluluk ırmağını görür. selam ey seleme, seni selamlıyorum ey seleme, seleme ile geri döneceğim.
Müzik