Puan vermedi·221 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 15:24
Bu deneme kitabını okurken, sanki yazarın kalbindeki duygularla kendi duygularım iç içe geçti. Okumadan önce bir yerde Mustafa Uçurum için “düz yazılarına şiiri taşıyan bir şâir” nitelemesi ile karşılaşmıştım... Gerçekten de kitabın her sayfasında bu sözün doğruluğunu hissettim. Denemelerin dili şiirsel çağrışımlarla yüklü, her cümlenin altına gizlenmiş duyguyu yavaşça keşfettim... Yüzümün Haritası, hem hüzünlü, hem de ümit dolu bir yolculuk... Kitap birkaç bölümden oluşuyor ve beni en çok içine çeken bölüm “Müziğe Tutunurken” oldu. Bu bölüm genel olarak kalbimin ritmini değiştiren, duygularımı notalarla buluşturan bir deneyim yaşattı bana. Her bir satırda, müziğin insan ruhuna nasıl tutunduğunu, anılarla ve özlemlerle nasıl harmanlandığını hissettim. Tüm kitap boyunca elimde kalemle dolaştım satır aralarında; birçok cümlenin altını çizdim. Yüzümün Haritası’ndan beni en çok etkileyen denemeler ve onlarla ilgili hislerim ise şöyleydi: "Ben Deniz Olsam da Sen Ankara’sın" Daha başlığı okur okumaz içimde bir ezgi duyuldu sanki; bu sözler bir şarkının nakaratından alınmış gibiydi ve gerçekten de denemenin kendisi de en az başlığı kadar dokunaklıydı. Yazar, deniz ile Ankara’yı karşılaştırarak ulaşılamayan sevgileri ve mesafelerin getirdiği hüznü öyle içten anlatmış ki, okurken gözlerim doldu. Bu deneme, uzaklıkların ve farklı dünyaların hikâyesini anlatıyor bu da benim yüreğime dokundu. Deniz metaforu ile Ankara arasında kurulan bağ, kavuşması imkânsız iki sevda gibi tasvir edilmiş. Okurken, denizin dalgalarında savrulan duygularla karaların ortasındaki bir şehrin sessizliği arasında gidip geldim. Gurbette yaşayan bir Ankaralı olarak özlem duygusunu iliklerime kadar hissettirdi... "Ne Kadar Modern O Kadar İlkel" Bu denemede yazar, modern hayatın içinde aslında ne kadar
Edebiyat
Yüzümün HaritasıMustafa Uçurum · Şule Yayınları · 20237 okunma
Bir Kitap Sohbeti - 6
8/10
·168 syf.··
2026 25. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 22:07
Elina ile birlikte okuduğumuz Sándor Márai 'nin Buda'da Bir Boşanma hakkında yaptığımız sohbeti siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan: Şöyle bir soruyla başlamak istiyorum, Grenier, sence katil miydi? Elina : Zor başladın sanki. Galeyan : Zor başlayalım sonrası güzel aksın:) Elina : Bence birinin ölümüne mani olmamak ile o suçu gerçekleştirmek bir noktada aynıdır. Birine yardım edebilecekken etmemiş birine sadece "kayıtsız biri" demek ile yetinmemiz nasıl mümkün değilken doktora da katil değil demek çok mümkün değil. Galeyan : Bu yaklaşım da çok acımasız değil mi? Bir soru daha sorayım, Kurtarsaydı, "Anna'ya rağmen Anna'yı kurtarmış mi olacaktı?" Yoksa sadece bir insanı ölümden kurtarmış bir kahraman mi olacaktı? Elina : Anna karakterine nasıl bakıyoruz önce onu bence konuşalım. Anna aslında yargıca aşık olmuş ama yargıcın evlenmesinden sonra da evlenmeye karar vermişti doktorla. Aslında en başından beri bu evliliğe inanmıyor muyuz? Yoksa hayır geçen senelerin sonunda fark edilen ve artık bastırılamayan bir durum olarak mı bakacağız. Galeyan : Anna evlenmesinden öncesinde Grenier'in aymazlıklarına kendini mahkum etmeseydi ruhunu boğan bu birliktelikten baştan kurtulamaz mıydı? Elina : Evet kurtulabilirdi bu yüzden her ikisinin de hatası olarak nitelendirilebilecek bir evlilikti onlarınki. Galeyan : Anna'nın hatası inanmadığı bir evliliğe kendini bırakması o zaman. Elina : İnanmadığı bir evliliğe kaçması evet. Ama durumun Anna’nın ölümüne izin vermekle olan ilgisi tüm bunlardan bağımsız değil mi? Sordun ya Anna’yı mi kurtaracaktı yoksa bir insanı mı diye? Galeyan : Bence bağımsız değil şöyle ki; Grenier tüm hayatı boyunca Anna'yı adeta fethetmeye, iradesi dahil her şeyine tamamiyle sahip olmaya çalışan bir adamken, son anda Anna'nın
Duygu ve Düşünce
Buda'da Bir BoşanmaSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2022698 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sarsıcı bir kitap
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Son Zil Çalmadan Boğazınıza düğümlendiğini hissettiğiniz satırlar oldu mu hiç? Yumruklarınızı sıka sıka okuduğunuz cümleler, peki ? Adalet kelimesi hiç yutkunamadığınız bir hale büründü mü? Bazen bir film karesi bazen bir kitap çok ağır gelir, altında ezilecek gibi hisseder, etkisini atamayacağınız bir iz olur ya işte öyle bir kitap… Ana karakterimiz Zerya, Van’ın bir köyünde yaşar. Halk bir yandan babası bir yandan. Ancak o okuyup öğretmen olmuştur. Annesi ve öğretmenin desteği, onun gayreti bir olmuştur. İlk ataması olur. Turistik bir sahil kasabasına gider. Bir yandan heyecanı diğer yandan korkuları olsa da atanmıştır, mutluluk onundur. Hatta annesi de yanına gelsin ister ancak nasip olmaz. Henüz okulun başındayken, müdür yardımcısının da olduğu beş kişi Zerya’yı kaçırır. Günlerce buz gibi karanlık bir yerde tutulur. Şiddetin fiziksel olanı da psikolojik olanı da çok ağırdır. Ancak kaçmayı başarır. Kalbindeki o sevgi, umut, merhamet kırıntılarını süpürmüşlerdir. Adaleti intikamla harmanlamak ister. Onu kaçıranlara kendisi cezasını vermek ister. Yazarın bir cümlesi o an okurun zihnine kazınır “Karanlıkla savaşmak için önce karanlığı anlaması gerekiyordu…” Benim için çok sert bir kitaptı, kadına yönelik şiddet, toplumun yüzsüzlüğü, çaresizliğin kine, intikama bürünmesi, acıların insanı bambaşka birine dönüştürmesi, kendi adaletini arayan bir kadının iç dünyası çok çok iz bıraktı… Zerya gibi nicelerini yitirdik biz. Çünkü ülkemizde hep şu soru zihnimizde olacak “Kız çocuğu olmakla suçlu olmak arasında neden bu kadar ince bir çizgi vardı? Neden onun varlığı bir erkeğin yokluğunu bu kadar hatırlatıyordu?” Kalbinizi paramparça edecek bir kitap bırakıyorum. Kitapla kalınız lütfen Son Zil Çalmadan Selami Çınarcı
Son Zil ÇalmadanSelami Çınarcı · Dionysos Yayın Group · 202547 okunma
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 00:25
Bazı kitaplar vardır, okurken hikâyeyi takip edersin; bazıları ise seni kendi içine doğru yürütür. Katre-i Matem benim için ikinci gruba ait oldu. İskender Pala bu romanda sadece bir yas hikâyesi anlatmıyor; aşkı, kaybı, kaderi ve insanın içindeki derin boşluğu kelimelerle ilmek ilmek işliyor. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, kelimelerin taşıdığı ağırlıktı. Her cümle, sanki geçmişten süzülüp gelen bir matem duygusunu fısıldıyor. Aşk burada alışıldık bir mutluluk hâli değil; daha çok sabır, bekleyiş ve kabullenişle sınanan bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle roman, okuyucuya “sevmek nedir?” sorusunu sessizce ama ısrarla soruyor. Tarihle edebiyatın iç içe geçtiği anlatım, kitabı sıradan bir aşk romanı olmaktan çıkarıyor. Mekânlar, karakterler ve olaylar sadece bir dönemi değil, insanın her çağda değişmeyen acılarını temsil ediyor. Okudukça şunu fark ediyorsunuz: Zaman değişse de matem aynı, kayıp aynı, insanın kalbindeki boşluk aynı… Katre-i Matem hızlı okunan bir kitap değil; durup düşünerek, bazı sayfaların altını çizerek okunması gereken bir eser. Bitirdiğinizde bir şeylerin eksildiğini değil, tam tersine içinizde ağır ama anlamlı bir iz kaldığını hissediyorsunuz. Sessiz, derin ve biraz hüzünlü kitapları sevenler için kesinlikle okunması gereken bir roman. Herkesin kalbine aynı yerden dokunmayabilir ama dokunduğu yerde uzun süre kalacağına eminim. İskender Pala Katre-i Matem Arvas
Alıntı
Katre-i Matemİskender Pala · Kapı Yayınları · 202525,6bin okunma
Bu kadarcık mutluluk bütün bir ömür için çok az değil mi?
7/10
·208 syf.··
2026 1. kitabı
Öncelikle kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Fikrimce hayalperest karakterimiz yanlızlığın, kalbindeki bunca yıllık boşluğun, kurduğu hayallerin gerçekleşmeyişinin kırıklığı ile aşkı arıyordu. Nastekayı gördüğü anda hissettiği aşk ile de yeni hayaller kurmaya başladı. Geçirdikleri dört Beyaz gece ise Nastenka ne yapmış olursa olsun hayalperestimizin gözünde hep iyi niyetli ve saf bir kız olarak tanımlandı. Tıpkı Petersburg'un Beyaz geceleri gibi. Okurken Nastenkaya çok kızdım. Hem başka bir adamı umutla bekliyor hem de dostum dediği hayalpereste umut veriyordu. Ama sonra düşününce fark ettimde bunca yıl büyükannesinin dizinin dibinde yaşamış, sevgiye ve ilgiye muhtaç küçük bir kızdı o. Gördüğü ilginin hoşuna gitmesi oldukça normaldi. Bana kalırsa aşık olduğu adama da aşık değildi. O sadece özgürlük istiyordu ve herkes gibi doyasıya yaşamak. O yüzden aşık olduğu adam gelmeyince; onu seven, ona istediği ilgiyi gösteren hayalperestimizi anlık sevdiğini sandı. Tabii sonda Nastenka'nın yazdığı mektubu okurken yine ona çok kızdım. Açık olmak gerekirse "seni seviyorum ama tercih etmiyorum. Sen yine beni sevmeye devam et dostum" diyordu resmen. Evlilik haberini verirken dahi arkasında aralı bir kapı bırakmak istiyordu. Kısacası olan hayalperestimize oldu. Nastenka en büyük kötülüğü hayalperestimize yaptı. Önce onu büründüğü yalnızlıktan kurtardı sonra ise daha da yanlızlığa itti. Onun bu kötülüğüne rağmen hayalperest şöyle dedi: "Gökyüzün her daim berrak olsun, Nastenka; tatlı gülüşün yüzünden hiç eksik olmasın. Yalnız bir adamın yüreğini mutlulukla doldurduğun için Tanrı seni korusun!"
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,4bin okunma
9/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2025 12:24
Haruki Murakami bu romanında, sessiz görünen bir hayatın içindeki derin çatlakları, geçmişin insanı nasıl çağırdığını ve arzunun ne kadar yanıltıcı olabileceğini yalın ama etkileyici bir dille anlatır. Kitap, büyüyen bir erkeğin iç dünyasını izlerken aslında herkesin kalbine dokunan bir soruyu yeniden sorar: “Mutluluk dediğimiz şey gerçekten bizim midir, yoksa kaçırdığımız sandığımız bir hayalin gölgesi mi?” Hajime’nin çocukluk aşkı Shimamoto’nun yıllar sonra yeniden karşısına çıkışı, romanın kalbindeki sarsıcı temayı oluşturur: geçmiş ile şimdi arasındaki o ince, keskin çizgi. Murakami bu çizgiyi hem gerçekçi hem düşsel bir atmosferde işler. Mekânlar sade, olaylar sakin ama karakterlerin ruhu fırtınalıdır. Roman boyunca sessizlik bile bir karakter gibi davranır; her satırda kırılgan, soluk bir gerilim hissedilir. Murakami’nin en güçlü yanı, sıradan görünen bir yaşamın bile ne kadar gizli koridorla dolu olduğunu hissettirmesidir. Hajime’nin iç monologları, okura kendi geçmişini ve seçimlerini düşünme fırsatı sunar. Kitap büyük olaylar anlatmaz; daha çok, insanın kendine bile itiraf edemediği kırılganlıkları fısıldar. Sonuç olarak Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında, hafif bir melankoliyle yazılmış, incelikli bir aşk ve yalnızlık hikâyesidir. Sessizce başlar, yavaşça derine iner ve okurun kalbinde uzun süre yankı bırakarak biter. Murakami’nin sakin ama keskin edebi üslubunu sevenler için, az sözle çok duygu anlatan özel bir metindir.
Edebiyat
Sınırın Güneyinde Güneşin BatısındaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20245,5bin okunma