“Bir gün mızıka çalacak posta kutusundan. O ses senin kalbindir.”
Posta Kutusundaki Mızıka, ne tamamen şiir, ne tamamen denemedir; ama her cümlesi şiir gibi okunur. İnsanın kendi içine sessiz bir “ruhsal yolculuk” sunar. Tekrar tekrar okunduğunda farklı anlamlar keşfedilir. Her cümlede durdurur, düşündürür, arındırır.Modern hayatın karmaşasında ruhunu kaybeden insanı, kısa ama derin cümlelerle yeniden kendine döndürür.
Ali Ural bu kitapta şunu söyler gibi:
“Dünya gürültüsünde kaybolan insan, kendi sesini tekrar bulmak zorunda.
Ali Ural’ın bu kitabı , klasik anlamda bir öykü ya da roman değildir.Bu eser, düşünceyle duyguyu birleştiren, kısa ama yoğun denemeler ve metaforik anlatımlar içeren bir kitaptır.Ural, sıradan olaylardan yola çıkarak insana, hayata, ölüme, sevgiye, zamana ve Allah’a dair derin içsel sorgulamalar yapar.Kitaptaki her metin, küçük bir “mektup”, “dua” ya da “şiir” havasındadır.
Her deneme, bir mektup gibi başlar ve bir sessizlikle biter.Yazar okura doğrudan seslenmez; ama sanki içimizdeki bir sesi tercüme eder.
Kitabın temelinde şu düşünce yatar:
“İnsan, yaşadığı her anda kendine ve Yaradan’a bir mektup yazar.”
Yani her deneyim bir fark ediştir.
Ali Ural, posta kutusuna bırakılan “mızıkayı” insanın iç dünyasındaki saflığı, çocukluğunu ve sesini temsil etmek için kullanır.
Kitapta 40’tan fazla kısa metin vardır.Bazıları çok kısa, bazıları birkaç sayfa.Her birinde insan ruhunun bir yönü sembollerle işlenmiştir.Duygular doğrudan değil, imgeler aracılığıyla ifade edilir.Denemelerin her biri bağımsız olsa da, birlikte bir ruhsal bütünlük oluşturur.
Bir insan düşünür;birine bir şey söylemek ister, ama kelimeler yetmez.
Bir mektup yazmak ister, ama ne yazacağını bilemez.
Sonunda, duygusunu anlatmanın tek yolu bir mızıkayı posta kutusuna bırakmaktır.
Posta