biliyor musun yazarken ellerim yoruluyor, bazen bu yüzden yazımın çirkinleştiğini düşünüyorum. çünkü kısa yazılar az kelimeler yazdığımda o kadar çirkin olmayan yazım bir kaç paragraf olunca birdenbire çivi yazısına dönüşüveriyor. ama hiç bir zaman yazım çirkin diye üzülmedim ne olacak ki... önemli olan yazının şekli değil anlattığıdır diye düşünüyorum. eğer içerikten yoksun fakit bir yazı şekil itibariyle çok güzel dahi olsa değersizdir. bu sadece benim için değil çoklar için böyledir. yazmayı bir şeyler karalamayı içimi dökmeyi her zaman sevmişimdir. ilk ve orta okulun lisenin neredeyse her döneminde bir yazı defterim bir anı defterim olmuştur. sıkça günlük olarak başlayıp bir kaç hafta sonra yazmayı bıraktığım defterlerim vardı. bazen içine şiirler bazen hikayeler yazardım. bu defterlere gereken önemi vermemiş olmalıyım ki hep kaybetmişimdir. içlerinden iki tanesini yaktığımı hatırlıyorum, bu defterlerden ilerleyen günlerde belki bahsedebilirim. defterlerimden bazılarını sonraları bulduğum zaman geriye dönüp bir kaç defa okuma fırsatı bulduğum olmuştur. okuduğumda ise ne kadar çocukça düşüncelerim olduğunu aslında ne kadar küçük olduğumu görüp gülüp geçerdim. ancak şimdi farkediyorum ve anlıyorum ki insan bugün düne ait kendinde ne görürse görsün hep ona küçük hep ona gülünç ve utanç verici geliyor. en azından benim için böyle. evet geçmişte çok hata yaptım çok yanıldım, doğru yaptıklarımda oldu zaten hayat bir aşağı bir yukarı gider her zaman doğrularla gitmiyor ama ben bu defa çok derine indim. yine de ümidimi koruyorum çünkü ne kadar dibi görsek de her zaman bir ümit vardır. talas savaşında yenilmek üzere olan abbasilerin son anda nasıl ayağa kalktığı gelidi aklıma da yüzümde bir tebessüm oluştu... bazen çok eskilerde yaşamak istediğimi söylemişimdir sana. acaba