— İnsanın kendine bu kadar inanması... ne muhteşem değil mi?
— İki insanın, şu anda bizim yaptığımız gibi karşılıklı konuşması, aynı duyguları hissetmesi de muhteşem değil mi sence?
Gelgelelim, tarihte her büyük adamın başına gelenler, onun başına da gelmiş ve insanlar onu bozguncu olarak görmeye başlamışlar çünkü herkes tarafından kabul gören bir düşünceyi bile sorgulamaktan vazgeçmiyormuş. İnsanı afallatan bir ironi kullanıyor, söylediği şeyler aynı anda iki zıt anlama birden çekilebiliyormuş. Demokrasiyle bile dalga geçiyormuş hatta demokrasilerin her zaman adil olmayabileceğini kanıtlamak üzere sonunda ölümü bile göze almış. Mahkemede onu yargılayanlara, “Sorgulamadan yaşanan bir hayat, yaşanmaya değmez,” diyerek eline verilen zehri bir dikişte içivermiş.
— Evet, çok çirkinmiş, ancak iki insanın karşılıklı konuşma yoluyla birbirlerinin gözünde güzelleşebileceğini göstermeye çalışırmış. Annesi ebeymiş, Sokrates de kendini öyle görüyormuş çünkü fikirlerin dünyaya gelebilmesi için bir ebeye ihtiyaç olduğunu savunuyormuş. Bu, belki de gelmiş geçmiş en büyük keşiflerden biridir.
— Bu dünyada konuşmayı beceremeyen tek kişi sen değilsin Ala. İnsanlar yüzyıllardır bunun sıkıntısını çekmişler. Sessizliği dostluğun doğasına aykırı kabul eden Amerikan toplumunda bile insanların yüzde kırkı çekingenlikten ve istedikleri gibi konuşamamaktan yakınıyor.
— Ben yaşamanın güzel ve değerli bir şey olduğunu... pek öğrenemedim... Bizim evde hiç kimse yaşamayı sevmedi... Herkes dört gözle ölümü bekledi... Hatta kimi de baktı ki ölümün geleceği yok... kendisi gitti ölüme ...