Kâmil ANŞİN

Kâmil ANŞİN
@kamil2414
Tarım ve Orman Müdürlüğünde Veteriner Hekim
Yüksek lisans
24 Haziran
4588 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Her mücevher, her gözde aynı parlamaz.
İnsan birisine sonuçta en iyi şeyini, mücevherini verir, - artık sevginin verebileceği fazla bir şey yoktur: Ama bunu alan kimse, şüphesiz kendince en iyi şeyi almamış, dolayısıyla veren kişi de beklediği minnettarlığı elde edememiștir.
Sayfa 236·Kitabı okudu
Kâmil ANŞİN
İnsan, kendi gözünde en değerli olanı verdiğinde karşısındakinin de aynı değeri göreceğini sanır. Oysa herkesin “mücevheri” farklıdır; bu yüzden beklenen minnet çoğu zaman gelmez.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu bir şeyi başaramaz, sonunda öfkeyle şöyle bağırır: "Batsın bu dünya!" Bu iğrenç duygu, kıskançlığın doruğa ulaşmasıdır, ve șu anlama gelir: Ben bir şeye sahip olamadığım için, dünya da hiçbir şeye sahip olmasın! Tüm dünya bir hiç olsun!
Sayfa 195·Kitabı okudu
Kâmil ANŞİN
Kişi elde edemediği şey yüzünden öyle bir kıskançlığa kapılır ki, artık kendisi sahip olamıyorsa başkalarının da sahip olmamasını ister. Bu, kıskançlığın ve hıncın en uç hâlidir.
Değer yargılarımız. - Bütün davranışlar değer yargılarına dayanır, tüm değer yargıları ya kendimize aittir ya da başkalarından edinilmiştir, - ikincisi büyük ölçüde çoğunluktadır. Onları neden benimseriz? Korkudan, - yani kendimize aitmiş gibi davranmayı daha uygun buluruz, - ve bu rol öylesine alışkanlık yaratır ki, sonunda bizim doğamız haline gelir. Kendi değer yargılarımız: Bu, bir şeyin bir başkasına değil, sadece bize verdiği keyif ya da keyifsizlikle ölçülmesi demektir, - ki bu oldukça enderdir! - Ama çoğu durumlarda başkasına ait değer yargısını kullandığımız için, o başkasına duyduğumuz saygının en azından kendimizden kaynaklanması, kendi kararımız olması gerekmez mi? Evet, ama biz bunu çocukluğumuzdan itibaren yaparız ve bu davranışımızı pek ender değiştiririz, yakınlarımızla ilgili (onların zekâsı, statüsü, ahlak kavramı, örnek olmaları, aşağılıkları) yaptığımız değerlendirmeler ve onların değer yargıları kabul etme zorunluluğu konusunda, genellikle çocuklukta edindiğimiz yargılara ömür boyu bağlı kalırız.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Önder KARAÇAY isimli okura yanıt verildi
Kâmil ANŞİN
Öz değerini bilmek elbette cesaret ister ancak insanı yalnızca korkularıyla tanımlamak eksik kalır. Çünkü korku çoğu zaman değersizliğin değil, değer verilen şeyleri yitirmenin doğal sonucudur. Asıl mesele korkunun varlığı değil, ona rağmen kendi hakikatine sadık kalabilmektir. Cesaret, korkusuzluk değil; korkuya rağmen doğru bildiğini savunabilmektir.
Görevlerimiz, başkalarının bizim üzerimizdeki haklarıdır. Bu haklan nasıl kazandılar? Bizleri anlaşabilecek, karşılık verebilecek insanlar olarak kabul ederek, kendileri ile eşit ve benzer görüp, bu nedenle bize güvenip, bizi eğiterek, sınırlarımızı belirleyerek ve bizi destekleyerek. Biz görevimizi yerine getiririz - yani, biz bize her yönüyle kanıtlanan gücümüzle ilgili düşünceyi haklı çıkarınız, biz bize verildiği ölçüde geri veririz. Görevi yerine getirmek bizim onurumuz,
Sayfa 86·Kitabı okudu
Kâmil ANŞİN
Bu düşünceyi okuyunca aklıma Marcus Aurelius’un şu sözü geliyor: “İnsan, kendisine verilen görevi yerine getirdiğinde huzura kavuşur.”
Göstermelik egoizm. - "Egoizmleriyle" ilgili ne düşünürse düşünsün, ne söylerse söylesin, yine de çoğu insan yaşamı boyunca kendi egosu için hiçbir şey yapmaz, aksine çevresindekilerin kafalarında kendi hakkında oluşmuş ve kendisine bildirilmiş aslı olmayan bir ego için yapar, - bunun sonucu olarak hepsi birlikte kişisel olmayan ve yanı kişisel düşüncelerin, sanki uydurma ve keyfi değer yargılarının sisi içinde yaşarlar, biri hep diğerinin kafasının içinde, ve bu kafa da diğer kafaların içinde: Gerçekçi görünmeyi bilen hayallerin harika dünyası! Bu fikirler ve alışkanlıklardan oluşan sis, etrafını sardığı insanlardan neredeyse bağımsız olarak gelişir ve yaşar; bu sisin içinde "insanlarla" ilgil genel yargıların olağanüstü etkisi vardır, - bütün bu kendilerine yabancı insanlar, yaşamayan soyut "insana", yani bir kurguya inanırlar; bazı güç sahiplerinin (hükümdar ve filozoflar gibi) yargılarıyla bu soyutlamada yapılan her değişiklik, büyük çoğunluğu olağanüstü ölçüde ve mantık dışı bir biçimde etkiler, - bütün bunlar, çoğunluğu oluşturan bu bireylerin gerçek, kendisinin anlayabildiği ve kendisi tarafından oluşturulan bir egoyu genel geçer soluk kurmacanın karşısına çıkaramayıp, onu bu şekilde yok edememesinden kaynaklanır.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Kâmil ANŞİN
"Çoğu insan kendi hayatını yaşamaz; başkalarının zihninde yaşayan hayali bir benliği yaşatmaya çalışır."