"ATEŞİ ÜŞÜTTÜM BİR ELİF MİKTARI OZANCA"
Tutamadım yoktu gönlünün kulpu
Yüreğe oturdu sessiz gidişin
Geçemedim zordu kayanın sarpı
Sürûru götürdü veda edişin
Aşkı harman edip savurduk yele
Gözyaşım döndürdün coşkun bir sele
Bülbül vermez miydi ömrünü güle
Sükûtu getirdi dalı kesişin
Yokluğun cehennem kordu alışmak
Ölüm gelmeyince zordu kavuşmak
Bugün değilse de yarın muhakkak
OZANCA yiterdi Elif deyişin
Hayatın en ağır sınavlarından biri, sevdiğimiz birinin sessizce aramızdan ayrılışıdır. Bazen kelimeler kifayetsiz kalır, bazen gözyaşları bile anlatamaz içimizdeki yangını. O an, yüreğin kulpu yoktur artık; tutunacak dal bulamaz insan. Şiirde dile gelen bu hüzün, aslında her insanın kalbinde saklı duran bir gerçeği hatırlatır: Vedalar hiçbir zaman kolay değildir.
Giden, ardında sadece bir boşluk değil; hatıralarla, acılarla ve özlemlerle dolu bir dünya bırakır. Sessiz gidişler, en çok da söyleyemediklerimizi yük eder omuzlarımıza. Bazen bir “elveda” bile diyemeden kopar insanın hayatından. İşte bu yüzden yokluk, cehennem ateşi gibi yakıcıdır; çünkü alışmak zordur.
Şairin dizelerinde görüldüğü gibi, ölümün gerçekliği bir gün kavuşmayı imkânsız kılıyor olsa da, inanç ve umut, yarının mutlaka bir buluşma günü olacağını fısıldar. Belki bugün değil, belki yarın… ama muhakkak bir yerde, bir şekilde vuslat gerçekleşecektir.
Hayatın gerçeği budur: Doğumla başlar, ayrılıkla sınanır, özlemle büyür ve umutla devam eder. Sessiz gidişler acı verir ama aynı zamanda bize kalbin kıymetini, sevginin anlamını ve dostlukların değerini öğretir.
Şiir, kimi zaman en sade sözlerle en derin duyguları anlatır. Adı bile başlı başına bir imge: “Ateşi üşütmek” tezatların, kalpteki yangının ve aynı zamanda kırılganlığın ifadesi. “Elif” ise hem tevazu hem de dik duruşun sembolü.
Kitap boyunca