• NEŞELİ YALNIZLIĞIN LODOSU...
    Rüzgâr kötüleyicisi değilim ama hava lodosluyken, o rüzgâr bazen, aniden durup da kesilir ya; o andaki rüzgarsızlığa bayılırım: Önüne sanki bir koridor açılır da bir kanyonun en kuytu yerine girmişsin gibi bir şeyler olur. Kış güneşi, gözüne yaz güneşi gibi görünür.

    Hava yeniden esmeye başlayınca, ciğerlerinin en kuytu köşesine kadar sızan o güçlü rüzgâr daha da enfes gelir. Biraz daha temiz nefesler istersin, biraz daha uzun yürüyüşler...

    Tekneleri alabora eden, çatıları dahi uçuran o güney batılı hırçın güzel sana izin verirse eğer, bir şeyler içmek için, yolun bir dükkâna muhakkak düşer. Sandalyeleri sokağa taşan, sabah koşusuna çıkanları, köpeklerin! gezdirenleri, simitlerini ve hatta sonu gazetelerin! yanlarına katanları görebildiğin o sıcacık dükkanlardan birine...
    Çayını kahveni yudumlarken, sardalye konservesinin içindeki balıklar gibi kaldırımlara dizilmiş sokak köpeklerinin, kaldırımları şezlonga çevirmiş olmaları pek bir hoşuna gider: "Köpekler biliyor bu işi."
    Rüzgar bahanesiyle dışarı çıkıp çıkmamaya dair kapılmış olduğun o gereksiz tereddüt, güneşlenen köpeklerin huzuruna bulaşmanla geçer.
    Kediler? Onlar her şartta kalorifer-soba-şömine-güneş arzulayıcısı oldukları için, mevsimin en kuytu sıcağını zaten bulmuşlardır. Olmadı, iki paçanın arasını...

    Sokağı doğa eşliğinde izlemeye koyulduğun bu türden "flanörlük" anlarında, nedense insanlar gözüne daha iyi görünür... Böyle lodoslarda insan, rüzgarın tehditkar uğultusuna rağmen, bir tür nedensiz iyimserliğe kapılır; bir tür neşeli yalnızlığa.
    Gündemin sert haberleri, hiç değilse o anlarda sana uğramasın istersin.
    Güzel bir şarkı duyarsın, "Böyle de çalınma? ki be kardeşim" dersin.
    Aklına, uzun süredir aramadığın insanlar gelir ve sabah kuşlarının, en güzel şarkıları söylüyor oldukları...
    Yeni yerler görmeye duyduğun hasret gelir bastırır; yolculuğa çıkmak istersin.
    İçinden, tanımadığın insanlara dahi ferah birer "günaydın" bırakmak geçler.
    Ve dahi acelesizliğimize... Kahvaltının yavaş edilenine günaydın.
    Avuç içleri Rozmarin kokan kadınlara, fırından taze ekmeği kapıp gelen çocuklara, her gün aynı saatte aynı yerde oltasına yem bağlayan adamlara... Günaydın.
    Islak beton kokusundan dahi mutluluk sebebi çıkartabilenlere günaydın.

    Boynundaki zili çıngır çıngır çalan kar beyazı av köpeğine, dalgaların üstünden gümüş zırhlı ordular gibi uçup giden kefal sürüsüne... Günaydın.
    Şu çakır gözlü kediye, kekik yiyen beyaz boynuzlu keçiye, iskeleye ilişen mavi yengece günaydın.
    Yunus görünce bas bas bağıran heyecanlı tiplere günaydın.
    Motorları durdurup küreklere asılanlara, bir kayanın yosunlu yamacında keyfine bakan istiridyeye, Ege şivesiyle "Seni seviyom" diyen sevgililere günaydın.
    Bu dünyaya nefes aldıran herkese ve her şeye, hatta geceye bile...
    E bir de "yaz gelsin”cilere...
    Neşeli yalnızlığın lodosundan günaydın.
  • Kahvaltının yavaş edilenine günaydın.
    Avuç içleri rozmarin kokan kadınlara, fırından taze ekmeği kapıp gelen çocuklara, her gün aynı saatte aynı yerde oltasına yem bağlayan adamlara... Günaydın.
    Islak beton kokusundan dahi mutluluk sebebi çıkartabilenlere günaydın.
    Boynundaki zili çıngır çıngır çalan kar beyazı av köpeğine, dalgaların üstünden gümüş zırhlı ordular gibi uçup giden kefal sürüsüne... Günaydın.
    Şu çakır gözlü kediye, kekik yiyen beyaz boynuzlu keçiye, iskeleye ilişen mavi yengece günaydın.
    Yunus görünce bas bas bağıran heyecanlı tiplere günaydın.
    Motorları durdurup küreklere asılanlara, bir kayanın yosunlu yamacında keyfine bakan istiridyeye, Ege şivesiyle “Seni seviyom” diyen sevgililere günaydın.
    Bu dünyaya nefes aldıran herkese ve her şeye, hatta geceye bile...
    E bir de “yaz gelsin”cilere...
    Neşeli yalnızlığın lodosundan günaydın.
    Ozan Önen
    Sayfa 90 - Destek Yayınları