Silmemek için direnir, yüreğiyle savaşır,
Silince de ardına bakmaz, geriye hiç taşırmaz.
Emekle kurar bağını, umutla bekler,
Bir gün biterse, sessizce yok olur, gider.
Ahmet Taş 🤭😇
Bu kitap bana kendimi tam anlamıyla güvenli bölgemde hissettirdi ilk kitabı kadar çok sevdim. Deva ve Değirmenaltı kalbimi çaldı hem güldüm hem de bittiği için hüzünlendimm. Başar’ın her şartta ve koşulda Deva’nın yanında oluşu kalbimi pamuk gibi yaptı. Kitaba tek eleştirim keşke daha uzun olsaydı da biz uzun uzun onları okusaydık. Güle güle Değirmenaltı. Her kimsen ve neredeysen…
Evveet. Percy Jackson & Kane Chronicles Crossover kısa öykü serisinin üç kitabının da alıntılarını ve incelemelerini tamamladım. Sırasıya favorim;
the crown of ptolemy (3. Öykü tüm ekip)
the staff of serapis (2. Öykü annabeth ve sadie)
the son of sobek (1. Öykü percy ve carter) şeklinde.
Percy ve Sadie x Annabeth ve Carter ikilisini bir arada görmek en eğlencelisiydi. Gerçekten 3. Öyküyü çok sevmiştim. Annabeth ve Sadie’nin yer aldığı 2. Öykü de çok eğlenceli ve komikti, özellikle Sadie’nin Yunanca ile imtihanı her aklıma geldiğinde beni gülümsetiyor.
Öykülerin en sıkıcısı buydu ne yazık ki. Güldüm, ama diğer ikisi kadar değil. Belki anlatıcı Percy olsa daha farklı ve eğlenceli olurdu...
Konuya özet geçmek gerekirse, bir timsah tarafından yutulam Carter, Percy tarafından kurtarılır. İki tarafın da amacı timsahı avlamaktır. Başlangıçta düşman olsalar (büyüler, güçler konuştu dostlarım) da sonradan birlikte çalışmak zorunda olduklarını anlarlar ve yeni ekibimiz işe koyulur. İki taraf için de yeni bir şey olan diğer tanrılar meselesini Percy daha iyi karşıladı. (Sonraki öyküde Annabeth bayağı sarsılmıştı)
Percy’nin Carter’ın avatarına verdiği tepki... Müthişti. Üçüncü öyküde zaten bu epey dalga konusu oluyor. (Türkçe alıntılar mevcut, profesyonel çevirmen değilim, diyalogları Türkçe’ye uygun adapte etmeye ve tarzı bozmamaya önem verdim daha çok.) Kısa bir öyküydü çok bir şey anlatmama gerek yok. Okuyun görün diyorum. Çok eğlenceli bir mini seri olmuş.