"Dinsel inançlara sığınmadıkça, insan, kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızca asla yapamaz." James A. Haught
"Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah'ı kullanırlar." Giordano Bruno
Kur'an, toplumda üstünlük sebebi olarak sadece ilme yollama yapmaktadır. Takva bile sadece Allah ile insan arasında üstünlük ölçüsüdür; insanla insan arasında değil. Kur'an, insanlar arasında üstünlük ölçüsü olarak 'ehliyet ve liyakat'i esas almıştır. İlim, ehliyet ve liyakat değerlerinin başında gelir. Dindarlık, ehliyet ve liyakat ifade etmez. Çünkü dindarlığa riya bulaşabilir. Riyanın devreye girdiği alanlar, ehliyet ve liyakat alanları değildir.
Ehil olan iş yapmalı ve ehil olan ödüllendirilmelidir. Takvayı insanların insanlar tarafından ödüllendirmesi için gerekçe sayan geleneği Kur'an yıkmıştır. Takvayı sadece ve sadece Allah ödüllendirecektir.
Buyruğun hem Tanrı-insan ilişkisine hem de insanla insan ilişkisine giren iki yanı varsa, bu durumda ikinci yanı yaptırıma konu olur. Örnek olarak zekat emri ile zina yasağını verebiliriz. Hiç kimse "Ben zekat vermeyeceğim, bana baskı uygulamayın, ben zina işleyeceğim bana zorluk çıkarmayın!" diyemez. Çünkü bu alanların Allah ile ilgili yanlarına ek olarak kamu ile ilgili yanları vardır. Ve bu ikinci yanlarıyla onlar yaptırımın uygulanabileceği alanlardır.
İkrahın din içi işleyiş alanı ibadetler alanıdır. Bunun içindir ki Kur'an ibadetlerin savsaklanmasını maddi yaptırımla cezalandırmamıştır. Bunun aksini ifade eden 'hadis' patentli riayetlerin tümü uydurmadır. Namaz, oruç, hac vs. gibi Allah-kul arası içsel ilişkilerde emri yerine getirmeyenlere hiçbir maddi yaptırım öngörülmemektedir. Çünkü bu alanda maddi yaptırım uygulamak insanı riyakarlık illetinin kucağına atmak olur. Riya ise, bizzat Peygamber'in ifadesi ile 'sinsi-maskeli bir şirktir' Ve yine Peygamber'in beyanıyla, Muhammed ümmetinin en korkulu belası da bu gizli şirktir. O halde, "İnsanlara ibadet yaptıracağız" teranesiyle onları şirkin kucağına atmak, din adına bir samimiyet ve basiret olarak öne çıkarılamaz. Bu olsa olsa lanetlenebilecek bir tavır olur. Nitekim, Maun suresi, namazlarına riya bulaştıranları açıkça lanetlemiştir. Oysa ki namaz kılmayanlar hiçbir beyyinede lanetlenmemiştir. (Bu mucize tavrın ayrıntıları için bizim "Maun suresi böyle buyurdu" adlı eserimiz okunmalıdır.)
"Tanrıya yakın olmak için bir şeyler göstermeye ihtiyacımız yok. Onun tarafından kabul edilmeye açık olmamız yeter, gösteri konusu olacak bir şeylere sahip bulunmamız gerekmiyor." Paul Tillich
"Dinbilimciler, takva sahipleri için din öğrettiler, günahkarlar için değil. Oysaki tanrıyı sevmenin anlamını, affedilmiş günahkarlar bilir. Ve hayatı benimseyip sevenler de Tanrıyı sevenlerdir.". Paul Tillich
"Hepimiz; Tanrıyı mutlu etmenin araçları olarak hep dinsel kuralları, duaları, ibadetleri, erdem ve takva ifade eden davranışları denedik ve denemekteyiz. Bu yolu denedikçe, Tanrıyı hoşnut edecek bir şeyler verme yolunu seçtikçe başarısız olacağız. Bu yol yeterli değildir. Tanrıyı tatmin gibi bir yolda asla başarılı olamayız. Çünkü Tanrı sonsuzdur; o halde O'na vereceklerimiz de sonsuz olmalıdır. Bu durumda biz O'nu bir şeyler vererek hoşnut edemeyiz." Paul Tillich