Muhammed Derin

Muhammed Derin
@karahisari
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
Talebe
Yüksek Lisans
İstanbul
33 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
9/10
·128 syf.··
2019 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2019 00:00
Genel anlamda varlığı, özelde ise insanın kendi varlığını anlamlandırma noktasında felsefenin çok büyük bir rolü vardır. Temelde bir düşünme eylemi olan felsefe insan faktörünün olduğu her yer ve zamanda mevcuttur. Burada değişmeyen şey felsefenin varlığı ise de her insan ve toplumda yapılan felsefenin niteliği ve niceliğinde farklılıklar söz konusudur. Ömer Mahir Alper’in kaleme aldığı Felsefenin Doğası adlı eser, bize felsefenin ne olduğu, özü, nitelikleri, niçin gerekli olduğu; felsefe tarihçisinin özelikleri, görevleri; felsefe tarihinin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili bazı fikirler teklif etmektedir. Kısacası eserde “felsefenin felsefesi” (metafelsefe) yapılmaya çalışılmaktadır. Alper, kitabında topladığı bu düşüncelerinin on yıllık gözlemleri ve okumaları sonucu ortaya çıkan semereler olduğunu belirtmektedir. Aralarında konu bütünlüğünün gözetildiği yazılardan oluşan ve aforizma-deneme tarzında kaleme alınan eser iki bölümden oluşmaktadır. “Birinci Kitap” adı verilen ilk bölüm 82; “İkinci Kitap” adı verilen ikinci bölüm ise 176 parçayı ihtiva etmektedir. Alper, eserin önsözünde felsefenin günümüzdeki durumundan yakınmaktadır: “İnsanın özünden fışkıran felsefe bir hakikat araştırması, bilgece bir hayatın esası olmaktan çıkarılıp araçsallaştırılmakta ve nihayetinde bir metaa dönüştürülmektedir” (s. 7). Bu bağlamda ilk bölümde felsefenin ne olduğu/ne olması gerektiği hususunda görüşlerini belirtmektedir. Ona göre felsefe, tüm kavramlar gibi henüz tamamlanmış bir varlığa sahip değildir. Felsefe her ne kadar diğer varlıklar gibi var olan özelliğine sahip olsa da “ben” felsefeyi düşündüğümde hem onun içinde hem de dışında olurum. Ancak diğer varlıkları düşünmem için onların benim dışımda bir varlıklarının olması yeterlidir. Yine diğer varlıklardan farklı olarak
Felsefe
Felsefenin DoğasıÖmer Mahir Alper · Litera Yayınevi · 201131 okunma
Reklam
9/10
·198 syf.··
2019 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2019 22:17
Geçmiş, tarih, gelenek, örf, âdet… Birey için olduğu gibi toplum için de büyük bir önemi haiz kavramlardır. Bu kavramlar, kişinin ve toplumun var olma biçimlerini ifade ederler. Mâmafih bunlar, aslında toplumun var olma sebepleridir. Zira geçmişi ve bu geçmişte oluşan geleneği-göreneği, örfü, âdeti olmayan veya bunlara sahip çıkamayan toplumların öz benliği olmaz yahut bu toplumlar öz benliğini koruyamazlar. Diğer taraftan geçmişi köklü ve tarihte güçlü olagelen toplumların günümüzde bu durumu koruması hatta daha da ileriye taşıması; geçmişleriyle nasıl ilişki kurmaları gerektiğine bağlıdır. Kendilerini dogmatik düzeyde geleneğe bağlayan toplumlar, önlerini göremezler. Çağın koşullarına ayak uyduramaz, tarihin karanlığına hapsolurlar. Atalarının döktüğü yaprakları takip ederek hakikati aramaya çalışırlar. Ancak bilmezler ki üzerlerine hazan mevsimi çökmüştür. Yaprakların ömrü kısadır, ufak bir rüzgârda savrulurlar, bir yere kadar onları takip edebilirler. Ancak ağaçlar sapasağlam orada durmaktadır. İşte asıl sahip çıkılması gereken, geleneğin diktiği bu ağaçlardır. Zira onlar, her ne kadar yaprak da dökse, elbet bir gün çiçek açacaktır. İlim Bilmez Tarih Hatılamaz, sonbaharı yaşayan bir toplumun gözünden kaçırdığı ya da küçük gördüğü çınarı -yani şerh ve haşiye geleneğini- yeniden tomurcuklandırmaya çalışan bir kitaptır. İsmail Kara, kitabını iki kısma ayırmıştır. Birinci kısım “Tarihten Bugüne Gelirken Şerh ve Haşiye”; ikinci kısım ise “Bugünden Tarihe Giderken Şerh ve Haşiye” başlıklarını taşımaktadır. Kitabının son yarısını “Ekler” başlığına ayıran yazar, bu kısımda şerh ve hâşiye geleneğine ait sekiz adet örnek metin zikretmiştir. Kara, kitabın “Mukaddime”sinde şerh ve haşiye geleneğinin sadece İslâm toplumuna ait olmadığını dile getirmektedir. Zira diğer semâvî
1000Kitap
İlim Bilmez Tarih Hatırlamazİsmail Kara · Dergah Yayınları · 201138 okunma