Geçmiş, tarih, gelenek, örf, âdet… Birey için olduğu gibi toplum için de büyük bir önemi haiz kavramlardır. Bu kavramlar, kişinin ve toplumun var olma biçimlerini ifade ederler. Mâmafih bunlar, aslında toplumun var olma sebepleridir. Zira geçmişi ve bu geçmişte oluşan geleneği-göreneği, örfü, âdeti olmayan veya bunlara sahip çıkamayan toplumların öz benliği olmaz yahut bu toplumlar öz benliğini koruyamazlar. Diğer taraftan geçmişi köklü ve tarihte güçlü olagelen toplumların günümüzde bu durumu koruması hatta daha da ileriye taşıması; geçmişleriyle nasıl ilişki kurmaları gerektiğine bağlıdır. Kendilerini dogmatik düzeyde geleneğe bağlayan toplumlar, önlerini göremezler. Çağın koşullarına ayak uyduramaz, tarihin karanlığına hapsolurlar. Atalarının döktüğü yaprakları takip ederek hakikati aramaya çalışırlar. Ancak bilmezler ki üzerlerine hazan mevsimi çökmüştür. Yaprakların ömrü kısadır, ufak bir rüzgârda savrulurlar, bir yere kadar onları takip edebilirler. Ancak ağaçlar sapasağlam orada durmaktadır. İşte asıl sahip çıkılması gereken, geleneğin diktiği bu ağaçlardır. Zira onlar, her ne kadar yaprak da dökse, elbet bir gün çiçek açacaktır.
İlim Bilmez Tarih Hatılamaz, sonbaharı yaşayan bir toplumun gözünden kaçırdığı ya da küçük gördüğü çınarı -yani şerh ve haşiye geleneğini- yeniden tomurcuklandırmaya çalışan bir kitaptır. İsmail Kara, kitabını iki kısma ayırmıştır.
Birinci kısım “Tarihten Bugüne Gelirken Şerh ve Haşiye”; ikinci kısım ise “Bugünden Tarihe Giderken Şerh ve Haşiye” başlıklarını taşımaktadır. Kitabının son yarısını “Ekler” başlığına ayıran yazar, bu kısımda şerh ve hâşiye geleneğine ait sekiz adet örnek metin zikretmiştir.
Kara, kitabın “Mukaddime”sinde şerh ve haşiye geleneğinin sadece İslâm toplumuna ait olmadığını dile getirmektedir. Zira diğer semâvî