Hasretinden prangalar eskittik...
"Yazmak seni yazmak seni ak kâğıda
bir dağı yazmak, bir boranı seni ustam ustalarım nasib olmadı bize hayrülhalef mertebesi yani
granite yazmak yazmak seni..."
diyor ya Yılmaz Gruda. Şimdi nasıl yazalım seni, nasıl anlatalım öksüz kalemimizle?
Anlatamam seni ben ama anlatırlar en güzel şekilde, en samimi sevgiyle Hançepek sokaklarında okuma-yazma bilmeyen yaşlı amca ve teyzeler anlatır bize, anlattılar.
Eline hiç kitap almamış insanların şiirlerini yüreğine mıhh gibi yerleştirip, büyütüp bir miras edasıyla okurken ezbere, anlatırlar seni bize.
Keşke bu şiir kitabını evimizin iki mahalle ötesindeki sokakta, hançepeğin o sevdana aşık sokaklarda okuyabilseydim, ama okuyamam artık çünkü o sokaklar artık bir moloz yığını, bir betonlaşma cinayeti, bir yıkılış içimizde.Ama terk etmedi sevdan bizi
"Terk etmedi sevdan bizi
Aç kaldık, susuz kaldık
Sokaklarda paramparça canlar
Duvarlarda vahşetin izleri
Evlere ölüm korkusu sinmişken
SUR'a üflerken kıyametten önce
Terk etmedi sevdan bizi."
Umutsuzluk sardı dört bir tarafımızı, gözlerde vahşetin acı hali, sözcüklerde korkunun mırıltıları.Hani bir Halk apar topar çıkarılırken evlerinden, yokken gidecekleri bir yerleri, adresleri, bir dört duvarları.Hani çocuklar artık oyunlar oynadıkları o Kûçe'lerden bir daha hiç gelemeyeceklerini anlamış ve ağlamışlardı ya
Hani umutsuzluğu zorla giydirmiştiler ya insanların üzerlerine.İşte o vakit sen seslendin sessizlikler katında
UMUTSUZLUK YASAK
"Umutsuzluğa düşmek" ise bir devrimciye yasaktır. Cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile. Yalnız yasak değil ayıptır da. Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bir kural, bir ilkedir bu. Namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve onurlu bir dünya, bu temel ilke