Her rüyanın aynı salı öğleden sonra gerçekleşmesini beklemiyorum. Zamanlamayı anlıyorum. Mevsimleri anlıyorum. Bazı şeylerin yapımının yıllar alabileceğini anlıyorum. Ama aynı zamanda inanıyorum ki, bir gün, bugüne kadar inşa ettiğim her şey aynı yaşamda bir araya gelebilir. Ev gibi hissettiren bir aşk. Beni heyecanlandıran iş. Bana özgürlük veren para. Beni besleyen dostluklar. İçinde yaşamaktan mutluluk duyduğum bir beden. Huzur. Neşe. Arzu. Amaç. Birini diğerine sonsuza dek feda etmek zorunda olduğum fikrini kabul etmeyi reddediyorum. Sevilmekle başarılı olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Yumuşak olmakla güçlü olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Anlamlı bir yaşam ile karlı bir yaşam arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Belki bugün hepsini kaldıramam. Belki bazı parçalar diğerlerinden önce gelir. Belki bazı hayaller diğerlerinden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Sorun yok. Yapmayacağım şey ise, bir şey henüz gerçekleşmedi diye daha azını istemem gerektiğine kendimi inandırmak. Kıtlığı bilgelik olarak adlandırmayacağım. Hayal kırıklığını olgunluk olarak adlandırmam. İsteklerimi mevcut koşullarıma uydurmak için küçültmeyeceğim. Bugün her şeye sahip olmamam, gelecekte her şeye sahip olamayacağım anlamına gelmez. Ve çocukluğumdan beri süregelen bu inanç beni çok şeyin üstesinden getirdi. Çünkü daha dolu bir hayatın mümkün olduğuna gerçekten inandığınızda, yetinmek gereksiz gelmeye başlar. Daha iyi bir aşkın var olduğuna inanıyorsam, doğru olmayan bir aşka neden tutunayım ki? Anlamlı bir başarının mümkün olduğuna inanıyorsam, beni tüketen bir işte neden kalayım ki? En derin arzularıma sırf beklediğimden daha fazla sabır gerektiriyor diye neden ihanet edeyim ki? Bekleyebilirim.
Substack
Şeytanın Kadim Stratejisi A'râf ve Hicr surelerindeki bu ayetler, insanın iradesiyle oynanan oyunun bir haritasıdır: Sırat-ı Müstakim üzerine oturmak: Şeytan kötülüğün olduğu yerde değil, tam da iyiliğe, hakikate giden yolun üzerinde pusu kurar. Dört bir yandan kuşatmak: Sağdan (dinle, iyilik görüntüsüyle aldatarak), soldan (günahları cazip kılarak), önden (gelecek kaygısı ve dünyevileşmeyle), arkadan (geçmişin pişmanlıkları ve köklere düşmanlıkla) saldırır. "Yeryüzünü süslemek" (Tezyin): Geçici olanı, illüzyonu, nefsin hoşuna gidecek modern putları (kariyer, güç, ego, salt tüketime dayalı zihniyet) gerçekmiş gibi ambalajlar.
1000Kitap
Reklam
Victor Frankl mi yoksa Jacques Lacan mı?
Toplama kampından sağ kurtularak bu deneyimden Varoluşsal terapinin temellerini inşa eden Viyanalı Aşkenaz yahudisi Viktor Frankl, kuramı ve pratiğinin merkezine anlamı ve insanın anlam arayışını koyar. Tam da bu noktada, tüm bu felaketlerden uzak kalan yaşıtı ve dönemdaşı arka cebinde burjuvazinin gümüş kaşığıyla doğan Lacan'ın ve onun kuramsal perspektifi ile karşı karşıya gelir. Zira sanatın, entelektüelliğin ve her türlü deneyimsel akımın bereketli toprağı Paris'te doğan, yaşayan ve ölen Lacan, kendi pratiğinde anlamı destitüye eder. Böylece klinik pratisyenler olarak bizler, bu kesişimde iki akımın çatışmasında kendimizi buluruz: bir yandan anlamı azleden Lacan ve diğer taraftan intihar gibi çok krizik (kritik+kriz) kırılıma momentumların kliniğine, anlamı kurucu ve koruyucu referans olarak konumlandıran Frankl. Dolayısıyla klinik bahsin hayatiliği bu konuda bizi görmezden gelmeyi yasaklar. Lacan anlamı çatışmanın, agresyonun ve yıkımın alanı olarak arzunun elzem eylemi olarak onun diyalektikleşmesine engel olarak kendi üstüne kapanan olarak imgesel alanına konumlandırır. Hatta melankoli tam da budur; anlamın donması. Sevgili Frankl ise anlamı ve insanın anlam arayışını intihara karşı bir savunma bariyeri olarak yükseltir. Peki kim haklı? Dedübluman'ın dediği "Belki de yanlıştı doğrularım" kimin için geçerli? Aslında bu sorunun cevabını Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabı 160-161 sayfalarında cevap verir. Frankl, gecenin yarısı (belki de yarası daha doğru olur) intihar etmek üzere onu arayan vakasından bahseder. Kendi sözlerine göre yarım saat kadar telefonda konuştuktan sonra intihar etmek isteyen kişi bu niyetinden vazgeçer ve yarınına ofiste buluşmak üzere randevulaşırlar. Sabahında hasta ona mealen şöyle der: "Doktor, zannetmeyin ki dün beni
Bir ilişkiyi ayakta tutan şey yalnızca kariyer, eğitim seviyesi, dış görünüş ya da sosyal statü değildir. Uzun vadede ilişkiyi belirleyen; empati, vicdan, merhamet, saygı ve duygusal olgunluktur. Karşınızdaki insanın size nasıl hissettirdiğine, zor zamanlarda nasıl davrandığına ve sınırlarınızı ne kadar önemsediğine dikkat edin. Çünkü sevgi, saygı ve vicdan olmadan kurulan ilişkiler zamanla yıpratır ve derin hayal kırıklıkları yaratabilir.”
kariyer anlamında kendimizi sürekli geliştirmek zorunda mıyız?
Başarının ölçüsü kariyer, zenginlik, lüks bir hayat değil. Hakkını arayabiliyorsan, hayatına sahip çıkabiliyorsan, bir fark yaratabiliyorsan, solmak üzere olan bir çiçeği sulayıp ona can olabiliyorsan, bir yetimin başını okşayabiliyorsan, insanlara gerektiğinde yardım edebiliyorsan, kazandığını paylaşabiliyorsan, tanımadığın insanlara bile gülümseyebiliyorsan, ne istediğini bilip peşinden gidebiliyorsan, bu saydıklarımı yapabilme becerisine sahipsen son model bir arabaya binmeyi başarmış birinden çok daha başarılısın demektir.
Reklam
Reklam