Duygusal manipülatörler yabancılar değildir, çoğunlukla en sevdiklerimiz ve en güvendiklerimizdir. Annemiz, babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, eşimiz, sevgilimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, patronumuz, komşumuzdur.
Tıpkı katili uzaklarda aramaya benzer bu durum.
Eğer anlık gelişen bir olay sonucu ya da kazara değilse, her katilin maktulle bir ilişkisi vardır mutlaka. Planlı cinayetlerin faili çoğunlukla yakınlardadır ve kurbanla tanışıyordur.
Ne var ki duygusal işkencelerde ölüm süreci çok daha uzun bir zamana hatta koca bir ömre bile yayılabilir. Psikolojik olarak hasar alarak ve sakatlanarak hayata devam eden kişi, bunu yaşamının doğal bir süreci gibi kabul ettiğinden, günden güne ölmekte olduğunun farkında bile olmayabilir.
insanın güc istencinin, uygun fırsatlar doğduğu anda nasıl da zincirlerinden kurtularak avına vahşice saldırabilen, dişleri kanlı bir hayvana dönüşebildiği hakikatine de yakından bakmak gerekir.
Hayat gerçek, acılar gerçek... Her acı bizi başka bir hâle sokar, hiçbir zaman eskisi gibi olamayız. Ve herkesin adaptasyonu çok farklı sürelerde gerçekleşir. İyileşmek diyoruz ya; burada būyük acıların arkasından insanın iyileşmesi aslında uyum sağlaması demek, o acıları hiç yaşamamış gibi olması demek değil.
Dünyanın en kolay şeyi başkalarının hayatları, yaptıkları, yapmadıkları ve hataları hakkında büyük konuşmak sanırım. Uzaktan izleyince her şey kolayca halledilebilirmiş, o hatalar yapılmayabilirmiş gibi gelir insana. "Buna mı üzüldün, buna mı takıldın, bunu mu başaramadın?" gibi cümleler ne de kolay çıkar ağızdan. Ama yaşamadığın hayatın, derdin ve imtihanların ağırlığını asla bilemezsin. Her dert sahibine büyüktür. Bu tuzağa düşme.