yiğit şimşek

yiğit şimşek
@karlrossman
5 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Bu öyküleri okuduktan sonra artık ne bir romanın ne de bir başka öykü kitabının erkek çocuklarının bazen aydınlık bazen kasvetli dünyalarını hiçbir yazarın onun kadar iyi anlatabileceğini düşünmüyorum. Uzun zamandır bu kadar güzel ve sürükleyici öyküler okumamıştım. Ankara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes , erkek çocuklarını ve ergenleri anlattığı öykü kitabında onun çocukluğa ne derece hakim olduğunu ve neler hissettiğini , hissettiklerini o kadar net hatırladığını ve bildiğini görüyorum. Bu kitapta herkes çocukluğuna ait bir şey bulabilir ve bu buldukları şeyler öyle bildiğimiz parkalara giderdik , top oynardık , ninem börek yapardı ve benzeri yüzeysel parçalar değil ve Emrah Serbes bunu bildiği için bize herkesin içinde hissettiği ama anlatmadığı tuhaf bir ayrıntı olarak hatırladığı ve hiç bir zaman hissetmediği şeyleri ona tekrar hissettiriyor. Bahsettiğim bu parçalar ve kitabı besleyen çocukluk şeylerinin bir kısmını hatırladığım kadarıyla şöyle verebilirim ; salam ekmek , büyük bir ağabey veya abla ile arkadaş olmak , öğretmenin verdiği kitap okuma ödevinde okuduğumuz kitabın ismini hatırlayamamak , yazın dükkanda çalışmak , sadece yazın tatil veya başka bir şey için gittiğimiz yerde arkadaş olup sonra hatırlamadığımız dostlar , siyasetten hiç anlamamak. Emrah Serbesin bu öyküleri yazmak için sanki çocukken ''ulan ileride yazarım bunları'' deyip o çocuk akılıyla bir yere not ettiğini düşünebilir veya çok iyi oldukları için sanki çocukken yazdığını düşündürecek derecede iyi öyküler bunlar ama bu teoriler büyük ihtimal yanlış çünkü bu kadar güzel cümleleri bir çocuk yazsa büyük ihtimal Nobel Edebiyat Ödülü alır. Benim en beğendiğim öykü Üst Kattaki Terörist adlı öykü oldu çünkü bu öykü bize çocukluğun bilgisizliğin verdiği güçle üst katta oturan bir
Edebiyat
Erken KaybedenlerEmrah Serbes · İletişim Yayıncılık · 202111,4bin okunma
Reklam
Trol
Puan vermedi
Paslanmaz Kalem sayesinde tanıdığım ve müzik hakkında düşüncelerini sevdiğimiz yazarımız Doğu Yücel'in en son romanı olan Trol ismini ilk duyduğumuzda aklımıza başka türlü bir trol gelebilir ama bu trol internet trolü ama öyle siyasilerin propagandalarını yapan trol değil bu troller. Bu troller sanal ağın tanımadığı insanlara rahatça saldırabilme imkanı tanımasından dolayı sosyal medyada kendini yüceltmiş bir trol. Doğu Yücel , romanında bize son yıllarda internet ile beraber film,dizi,müzik,resim gibi alanlarda insanların yorum yapması için herhangi bir sıfata ve isme bile sahip olmasını gerektirmediği için bu eleştirilerin yer yer saldırı boyutuna ulaşması ve bunun da günümüzde bildiğimiz linç kültürünü nasıl oluşturduğunu bize Kaan Balaban isimli bir aktör üzerinden anlatır. Doğu Yücel romanındaki bölümlerin başlıklarını yazarken alman şair Bertolt Brecht'in ''Baal'' adlı oyunun sahnelenirken kullandığı adlar gibi isimler koymuştur ve zaten hikayede Kaan Baal'ı sahnede oynar .Bu oyunun orjinalinde ad için "Baal yemleniyor! Baal dans ediyor! Baal kendini kutsallaştırıyor!!!'' gibi isimler planlanmıştır ve kitaptaki bölümlerin adları bunları anımsatıyor.Tıpkı tıpkı ''Baal'' oyunundaki gibi Trol romanında onda olduğu gibi bir anti kahraman vardır ve kaderleri benzerdir. Kendisine romanını edebiyatta ve kendisi gibi fantastik , karamizah , polisiye yazmış yazarların aksine alışık olmadığımız bir anlatım türü olan ''sen anlatıcı'' ile romanı yazmıştır ve kendisine imza gününde bunu sorduğumda kendisinin Kaan Balaban'ın zaten insanın kendisiyle kolay içselleştireceği , benimseyeceği türden bir karakter olmadığı için böyle yaptığını veya artık uzun süredir yazdığını ve daha oyunbaz teknikler denemek isteyebileceğini tahmin etmiştim ve verdiği güzel cevaptan doğru tahmin
Edebiyat
TrolDoğu Yücel · Can Yayınları · 2026151 okunma
Yekta Kopan Öykücülüğün Yanı Sıra Çok İyi Bir Romancı
Puan vermedi
Yazdığı öykü kitapları ve yaptığı dublajlarla tanınan tanınan Yekta Kopan'ın ''Sıradan Bir Gün'' adlı kitabı son yılların en iyi , anlamlı , mesaj verici ve vurucu romanlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitabın arka kapağında Selim İleri bu roman için şöyle diyor ''Sıradan Bir Gün , bence Yekta Kopanın başyapıtı'' Selim İleri Selim İleri'ye bu konuda hak veriyorum yazardan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen ve bu kitaptan sonra bütün külliyatını yalayıp yutacak biri olarak diğer öykü kitaplarının ve romanlarının bu kitaptan iyi olacağını düşünmüyorum ve bu düşüncemde umarım yanılırım ve diğer kitaplarını hayrete düşerek okurum. Roman takma adla kişisel gelişim kitapları yazan Armağan karakterine odaklanıyor. Armağan , yarattığı bir söz ustası , bir bilge , bir kopyala yapıştır uzmanı , bir gölge yazar olan Mert Güriz adlı Personası arasında arasında yaşadığı gidip gelmeler ve bu karakteri yarattığı ve insanları altını dolduramadığı şeylerle pohpohlamanın üzerinde yarattığı suçluluk duygusu ve duygu karmaşasını okumak zevkliydi ama yazar burada son yıllarda özellikle AVM kitapçılarını işgal eden sözde kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını ve özellikle bunları beynini çalıştırmadan , eleştirmeden , kazanın nasıl doğurduğunu sorgulamayan okurları ve bu kalitesizlikle ve az emekle bu kadar okunan yazarları çok güzel eleştiriyor ve tek isteği sadece bir kaç dakika daha yaşamak isterken öldürülen kadın cinayetlerini romanında zorlama bir şekilde olmadan romanın akışına uygun bir şekilde doğru zamanda yerleştirmesi ve böyle durumlarda insanların neredeyse maktulleri suçlayan derecede saçma yorumlarda bulunan insanları eleştirmesini beğendim. Roman sadece son günlerde yaşanan olaylar hakkında yazılmış bir roman falan olduğunu düşünmeyin roman kesinlikle
Edebiyat
Sıradan Bir GünYekta Kopan · Can Yayınları · 20181,207 okunma
Deliduman
Puan vermedi
Gezi olayları ve Michael jackson deyince aklınızda bu iki şeyi bir şekilde bağdaştırmanız zor olabilir çünkü bu iki şey birbirinden son derece alakasız şeylerdir. Ünlü Behzat Ç Bir Ankara Polisiye serisi adı altında yayınlanan ve daha sonra çok iyi bir televizyon dizisine uyarlanan Her Temas İz bırakır ve Son hafriyat romanlarının yazarı Emrah Serbes'in 2014 yılında yayınlanan Deliduman adlı roman kendisinin yazdığı en kalın romandır. Yeraltı edebiyatının bir ürünü olan bu kitapta yoldan çıkmış ve çevresiyle uyumsuz ergenleri görüyoruz kendi tabiriyle erken kaybedenleri. Hane Oğuz Atay'ın tutunamayan diye bize anlattığı insanlar varsa Emrah Serbes sağa sola savrulan ergenleri erken kaybeden olarak tanımlar Erken Kaybedenler adlı öykü kitabında. Kitabın ismini ilk duyduğunuzda deliduman size biraz saçma gelebilir ama aslında deliduman tıpkı rastgele havaya karışan asi bir mangal dumanı gibidir, kimseyi dinlemeyen , son derece su akar yolunu bulur hesabı düşüncesiz hareket eden , bazı sebeplerden çevresi ve ailesiyle sorun yaşayan , yakın arkadaşı dışında herkesi alçak biri olarak gören , sadece bir kişiyi seven , büyüklerine küfür etmekten çekilmeyen sokağa saçılan bir duman. Romanda tıpkı senaryosunu yazdığı Behzat Ç dizisinde gördüğüm gibi argoyu son derece aktif kullanmaktan çekinmemiş yazar ki bu gayet normal çünkü okuduğumuz yazar Emrah Serbes. Kullandığı dil son derece sade ve dolaylı anlatımdan arınmış bir dil tıpkı bir filim izler gibi olayları çatır çatır bize gösteriyor ve ben bu yönünü sevdim. Kitabın arka kapağına bakarsak ''Emrah Serbes , gezinin isyancılarını , hürriyetleri için öksürenleri resmediyor'' yazacaktır ama ben romanı okurken son 50 sayfa dışında protest yada isyankar bir tavır göremedim. Kitabın ilk 300 sayfası ise okurken asla sempati
Edebiyat
DelidumanEmrah Serbes · İletişim Yayıncılık · 20205,1bin okunma
Kafamda Bir Tuhaflık
Puan vermedi
Kafamda Bir Tuhaflık her gün değişen ve yenilenen İstanbul da sevdiği iş yani bozacılık yaparak hayatını sürdürmeye çalışan Mevlut Karataş'ın hayatını anlatır. Kafamda Bir Tuhaflık sadece bir bozacının hayatını anlatmaz İstanbul'un resmini bir çok kişinin gözünden çeker solcunun, sağcının, Kürt'ün, Alevi'nin, Sünninin ve daha bir çok farklı insanın. Bu kitapta Orhan Pamuk farklı bir anlatım şeklini deniyor , örneğin hikayeyi Orhan Pamuk 3.kişi ağzıyla bizi aktarırken bir anda yan karakterlerden Ferhat araya giriyor ve yaşananları kendi öznel görüşüyle bizle paylaşıyor yada hikayeyi kendince biz okuyuculara açıklıyor. Orhan Pamuk un bunu denemesini ben oldukça başarılı buldum kitaba yeni bir soluk getirmiş bir karakterlerle ilgili olumlu düşünürken (örneğin Ferhat) Süleyman'ın araya girip onun hakkında kendi fikirlerini beyan edince Ferhat karakterine karşı olan düşüncelerim değişti, romadaki karakterle empati kurmasını sağlıyor okurun. Romanın içeriğine gelirsek bu kitapta her zamanki diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi ana karaktere sinir olma durumunu pek yaşamak muhtemel değil ama bazen Mevlut un aldığı bazı saçma kararları okuyunca ulan Mevlut sen ne kadar salak adamsın diyorsunuz , örneğin (SPOİLER!) Mevlut romanın bir kısmında seyyar pilav arabasında nohutlu pilav satmaya başlıyor giriyor İstanbul sokaklarında tavuklu yada nohutlu pilav satıyor ve bu işi yapmaktan zevk alıyor ama bir gün pilav arabasını park etmemesi gereken bir yere park ediyor ve bunun üzerine yetkililer kahramanımıza burada satış yapmak yasaktır diyor ve arabayı Mevlut tan alıyorlar Mevlut bunun yaşanmasından dolayı çok üzülüyor ama şans yüzüne gülüyor ve tanıdıklar sayesinde Mevlut yeni bir tüplü seyyar pilav arabası buluyor ama bu arabayı enayi gibi elinin tersiyle geri çeviriyor
Edebiyat
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma