Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
İnsanlar birbirlerini fazlalıklarıyla değil, eksiklikleri ile anlarlar. Bir zengin fakiri, sağlıklı kişi hastayı bu yüzden anlayamaz. Anladığını söyler ama aslında anladığı şey onun gibi olmadığı için duyduğu memnuniyettir.
Yaşamak ile var olmak aynı şeyler değil. Aralarında sonsuz bir boşluk var ve hepimiz o boşluğun içerisinde debeleniyoruz. Aynı çerçevenin içinde sırtımızdaki türlü yüklerle, omzumuza mühürlenmiş ucu kim bilir kimin elinde olan iplere bağlı olarak bıkmadan, usanmadan aynı oyunları oynamaya devam ediyoruz. Sahnede bizi eğlendirene bakıp ‘Bu benim!’ diyerek yaralarımıza gülüyoruz.
Oysa bizi sahneye çıkarıp iplerimizi ileri geri oynatmak istediklerinde, dişlerimizle koparmalıydık o ipleri. Dişimiz kırılırdı; en fazla kolumuz, bacağımız… Neticede kukla değil miyiz, ne fark ederdi ki bizim için. Ama yapamadık işte… Çünkü biz insanız; zayıfız, riyakârız, korkağız, alçağız!