"Bunu sen istedin, ben seni uyardım methiyelerini dizmene gerek yok. Çocuk değilim. Ben istedim, sen verdin. Neyi vereceğini bile bilmeden kabul ettin benimle bir yola çıkmayı. Yolda öğrendin, sakladın ya da doğru zaman değildi konuşmak için ya da asker olduğundan... Her neyse."
"Bazı şeyleri... Anlıyorsun."
"Anlamak yetmiyor."
"Halledemez miyiz, hiç?" diye sordu, cevapsız kalsa şükredecekti sanki.
Belki de bu yüzden hiç tereddütsüz açtım ağzımı. “Biz halledemeyiz. Hiç."
"Hayatını mahvedeceksin, bunu mu istiyorsun gerçekten? Bir daha normale dönme şansın olmayacak. İstesen de bırakmayacağım seni. Ya hep ya hiç. Sonuna kadar gideceğiz. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu mu istiyorsun?" "İstiyorum! Zaten hiçbir şey eskisi gibi olamaz! Zaten her şey mahvoldu!"
"Daha da kötü olacak."
"Bırak, daha da kötü olsun Karyeli.
"Zamanı bugüne, bu ana almak için yalvaracaksın Koralin. Duaların karşılık bulmayacak.
Bulmasın, demiştim içimden. Bulmuyordu.
Yerinden çıkacakmışçasına atan kalbimi de Behzat Karyeli'nin eline verseler de tımarlasa keşke. Çünkü istemiyorum. Yüzüne bakınca dünyamı görmek istemiyorum ben. Başka biri ol, yabancı ol yine istiyorum. Bana bu yalanları söylememiş ol, benden gerçeği saklamamış ol, benim elimi hiç bırakmamış ol. Bilmek istemiyorum şeker tüketmediğini, viskiyi sek sevdiğini, annenin elinden hiç yemek yemediğini ve anlamak istemiyorum beş metre öteden suratına bakınca günlerdir bir gram uyku uyumadığını, bu yüzden gözlerinin kaşındığını; gerildiğin için elini saçlarına daldırdığını. Sana bakınca on dört yaşında yalnızlıktan vahşi bir kurtla dostluk kuran o çocuğu görmek istemiyorum.
Sana bakınca bir yabancı görmek istiyorum ben Kunt Vidar Karyeli.