Bu kitapta bir babanın çaresizliğini gördüm, hissettim. Çalıştığım yerde bir abim var çok da severim ve bana herzaman işimiz gereğince tek taraflı düşünmemelisin, sadece bir kişinin sözleriyle hareket edemezsin derdi, haklı. Hemde çok haklı... "ya hayatta her şey bizim gördüğümüz ya da görmek istediğimiz gibi değilse" Anne ve anneannenin yaptıkları ve buna karşı çaresiz bir adam. Kitabın başlangıcında Zehra'ya kızıyordum fakat şimdi onun için üzülüyorum. Bur adamın yıllar içindeki değişimi ne acı. Hiçbir zaman asla deme çünkü neye asla dersen onu yaparken bulursun kendini. Önyargı sen ne illet bir şeysin... Mürşit Bey bir kurbandır ve hayat acımasızdır. İyi insanlar ver bize hayat...
Boşlukta kalmış çırpınıp duran çaresiz bir adam gördüm karşımda. Önce kendisini sorguluyor yaptıklarını, eserlerini, aslında bunları yapmak istemediğini, hayatın çok boş olduğunu, tüm bunları bizim neden yaşadığımızı sorguluyor. Tanrı var mı? Biz bu dünyaya neden geldik? Bir çok dini araştırıyor, kendi inançlarını gözden geçirip sorguluyor, dinin bir bilime dayanmasını akla mantığa uygun olmasını istiyor. Aynı dindeki insanların bile birbirlerini yanlış bulduğunu, çeliştiğini görüyor ve boşluk hissi... intihar düşünceleri... yıllar süren depresyon gibi. Kitabı bırakmak istedim fakat sonunun nasıl biteceğini merak ettiğim için okumaya devam ettim. Kaybolmuştu düşünceleri arasında öyle yalnız kalmıştı ki. Önceden duymuştum insan yaradılışı gereği sığınmak istermiş bizler İslam da Allah'a sığınıyoruz el açılıyoruz. Bizim dinimiz mucizeler dini.