9/10
·468 syf.··
Beğendi
·
2026 125. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere John Connolly kaleminden Karanlığın Fısıltıları kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 468 sayfalık bir kitap •Her şey bir annenin yaşayabileceği en korkunç felaketle başlıyor. Colleen Clark, sıradan bir akşam küçük oğlu Henry’yi yatağına yatırıyor. Sabah uyandığında ise çocuk resmen buhar olmuş. İşin korkunç kısmı; polis Colleen’in arabasında kanlı bir battaniye bulunca tüm kasaba, medya ve hatta öz kocası bile kadına katil gözüyle bakmaya başlıyor. ​•Polis davayı hemen kapatıp faturayı Colleen’e kesmek isterken devreye kasabanın en dişli, en karanlık işleri çözen özel dedektifi Charlie Parker giriyor. Parker olayın arkasındaki gizemli Mara Teller ismini kovalarken, hikayeye Sabine Drew’un girmesiyle işin rengi tamamen değişiyor. ​•Sabine yapayalnız, kasabalının akıl sağlığını yitirmiş dediği bir kadın. Ama kimsenin bilmediği bir sırrı var: O, soyundan gelen bir lanetle yaşayan bir medyum. Ahizeyi her kaldırdığında hatlara sızan ölülerin fısıltılarını duyuyor. Ve aniden zihninde kaçırılan Henry’nin çığlıklarını duymaya başlıyor; çocuk hayatta ama mutlak bir dehşet içinde. ​•Sabine, Parker’ı bulmak için yola çıktığında arabasının yan koltuğunda kana bulanmış küçük bir kız çocuğunun hayaleti beliriyor ve fısıldıyor: Eğer o dedektif sana inanmazsa adımı söyle: Jennifer Parker. İşte bu isim, dedektif Charlie Parker’ın geçmişindeki en kanayan yarası. ​•Bir tarafta günah keçisi ilan edilen çaresiz bir anne, diğer tarafta polisin sakladığı gizemi çözen bir dedektif ve tam ortalarında ölülerin fısıltısıyla yönünü bulan yalnız bir medyum. Doğaüstü gotik ögelerle, dibine kadar gerçekçi bir suç dosyasının iç içe geçtiği muazzam bir kurgu. Yazarımızın kalemine sağlık Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
Karanlığın FısıltılarıJohn Connolly · The Kitap · 202688 okunma
10/10
·392 syf.··
2026 33. kitabı
️Sizin için kusursuz bir ilişkinin tanımı nedir, yoksa "mükemmel" sadece bir illüzyon mudur? Dışarıdan baktığınızda her şeyin kusursuz göründüğü bir düğün düşünün; bembeyaz kumsallar, paha biçilemez bir organizasyon, seçkin davetliler ve hayatlarının en mutlu gününü yaşayan bir çift... Peki ya bu ışıltılı tablonun hemen altında, karanlık suların yükseldiğini söylesem? Yazar, kitabı ile bize tam da bunu anlatıyor: Kusursuzluğun aslında en büyük illüzyon olduğunu. Hikaye, düğün hazırlıkları sırasında işlenen sarsıcı bir cinayetle başlıyor. Ancak yazar, bizi klasik bir dedektiflik oyunundan çok daha fazlasına davet ediyor.Düğün, herkes için bir "maskeli balo"ya dönüşüyor. Her karakter, kendi sırlarını korumak ve o "kusursuz" imajı sürdürebilmek için geçmişin hayaletleriyle savaşıyor. Olay örgüsü o kadar ustalıkla ilmeklenmiş ki, düğüm çözüldükçe aslında hiçbir karakterin göründüğü kişi olmadığını fark ediyorsunuz. Bana göre kitabın en vurucu yanı, karakterlerin psikolojik çözümlemeleriydi. Yazar, burada sadece "katil kim?" sorusuna yanıt aramıyor; "İnsanlar neden mükemmel görünmek zorundadır?" sorusunu tekrar düşündürüyor. Kitap boyunca karakterlerin birbirine duyduğu güven, yavaş yavaş çözülen bir düğüm gibi.En yakın görünenlerin, aslında birbirlerine en büyük yabancılar olduğunu görmek oldukça sarsıcı. Her karakterin, geçmişten getirdiği ve o "mükemmel" hayatın içine hapsedilmiş travmaları var. Bu travmalar, stres altında nasıl çatlaklara dönüştüğünü ve bireyi beklenmedik kararlar almaya nasıl ittiğini okumak, insana dair çok şey söylüyor. Modern insanın sosyal statü, onaylanma ve "her şeyin yerli yerinde görünmesi" uğruna gerçek benliğini nasıl feda edebileceği, kitabın arka planında işleyen en güçlü psikolojik tema. Kitap, sadece bir polisiye değil; aslında insan
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202623 okunma
Reklam
Tanpınar’a bunu neden yaptın Murat’cım :)))
7/10
·376 syf.·
2026 69. kitabı
Evet Murat’cığım, şimdi sana ne demeliyim bilemedim :))) Sen git edebiyatın duayeni Ahmet Hamdi Tanpınar’ı şekilden şekile sok, adama bin türlü eziyet çektir, sonra da gelip benden alkış bekle! Adam bugün yaşasaydı sana ne derdi, doğrusu çok merak ediyorum. Bu arada kitabını okurken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bütün fotoğraflarını inceledim. Dediğin gibi bayağı yakışıklı adammış. Sen o naif ruhlu, zarif parmaklı, zehir gibi çalışan zihne sahip adamı nelere bulaştırdın böyle? Adamı al, hiç olmayacak bir aşk üçgeninin içine sok; kafasını karıştır. Yetmezmiş gibi katil yap, hapse attır. “Bu da az oldu” deyip ölen Bahtiyar’ın ruhunu musallat et. Bitti mi? Yoo, kesinlikle bitmedi! Bu kadarla yetinmeyip eğitim seviyesi tavan yapmış dört asker komando ile boks dövüşüne çıkar. Adamın parmakları yazmak için yaratılmış be adam! :))) Senin nasıl bir hayal dünyan var böyle? Her neyse, bu benim seninle tanışma kitabımdı Murat’cığım. Ama mümkünse bir daha bir araya gelmeyelim lütfen. Hadi ben kaçar. Sevgiler :)
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026720 okunma
İnsan, Kendine Anlattığı Hikayedir.
Puan vermedi·330 syf.·
2026 10. kitabı
Zülfü Livaneli’nin okuduğum üçüncü kitabı. Önce Serenad, sonra Huzursuzluk, şimdi de Kardeşimin Hikayesi… Her kitabında farklı bir dünyaya giriyorum ama değişmeyen tek şey, Livaneli’nin insan ruhunu anlatma biçimi. Bu kitapla birlikte kalemini ne kadar sevdiğimi bir kez daha fark ettim. Kitaba başladığımda karşıma böyle bir son çıkacağını hiç düşünmemiştim. Hatta ilk sayfalarda sakin ilerleyen, kendi halinde bir hikaye okuyormuşum gibi hissettim. Çünkü toplumda aşk hep yüceltilen bir duygu olarak anlatılıyor. Şarkılar, filmler, şiirler hep aşkı güzelleştiriyor. Ama Livaneli burada aşkın başka bir yüzünü de gösteriyor. Bazen insanı hayata bağlayan bir duygu, bazen de insanın kendi hayatını yavaş yavaş tüketmesine sebep olan bir saplantı olabiliyor. Ama sayfalar ilerledikçe olayların altında bambaşka duyguların saklandığını da fark ettim. Bir noktadan sonra sadece “katil kim?” sorusunu değil, “bir insan neden bu hale gelir?” Bir diğer düşündüğüm şey ise insanları ne kadar tanıyabildiğimiz oldu. Günlük hayatta karşımızdaki insanların anlattıkları kadarını biliyoruz. Birkaç cümle duyuyor, birkaç davranış görüyor ve onlar hakkında kesin yargılara varıyoruz. Oysa herkesin içinde kimsenin bilmediği hikayeler, kırgınlıklar ve sırlar var. Final kısmına gelirsek… Uzun zamandır bir kitap beni böyle ters köşe yapmamıştı. Kitabın sevdiğim yanı, okuru sürekli şüpheye düşürmesi oldu. Her şeyin cevabını bulduğumu düşündüğüm anda yeni bir soru çıkıyor. Sevmediğim tek tarafı ise bazı bölümlerde olaydan çok anlatılan düşüncelerin ön plana çıkmasıydı. Yer yer tempo düştü ama final buna değdi. Son sayfalarda öğrendiğim gerçeklerle birlikte okuduğum bütün hikayeye baştan bakmak zorunda kaldım. Şaşırdım desem az kalır. Çünkü bu sadece beklenmedik bir son değildi
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,5bin okunma
#olayyerikitapkulübü
7/10
·400 syf.··
2026 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:33
Olay Yeri, kitap kulübümüzde okuduğumuz kitaplardan biriydi. Genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim; akıcı, sürükleyici ve kafa dağıtmalık bir okuma deneyimi sundu. Bana biraz Ufak Tefek Cinayetler havasını hatırlattı. Hikâye, üç komşu kadının hayatları etrafında şekilleniyor ve onların yaşadığı olayların içinde gelişen cinayetler, geçmişten gelen hesaplaşmalar ve intikam duygusu üzerine kuruluyor. Olay örgüsündeki döngü ve bağlantılar oldukça başarılıydı. Ancak bazı noktalarda eksiklikler hissettim. Özellikle polislerin olaylar karşısındaki yetersizliği zaman zaman inandırıcılığı zayıflattı. Bunun yanında, bir kadının tüm bu olayları tek başına planlayıp uzun süre kontrol altında tutabilmesi de bana biraz zorlama geldi. Buna rağmen kitap merak duygusunu canlı tutmayı başarıyor ve sayfalar hızla ilerliyor. Küçük mantık boşluklarına rağmen keyifle okudum. Polisiye ve gizem türünü sevenler için bir şans verilebilecek, sürükleyici bir kitap olduğunu düşünüyorum. #olayyerikitapkulübü #olayyeriephesusokuyor
Önce Sen Beni ÖldürdünJohn Marrs · Ephesus Yayınları · 202640 okunma
9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 94. kitabı
Merhabalar Yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabı okumuştum. Kırmızı Ritüel. İlk kitaba göre bu kitap daha da kanımı dondurdu. Okurken tüyler diken diken ve bu nasıl bir kurgu dedim. Gerçekten de kitabı okuduğumda şunu hissettim. İnsan ne ekersen onu biçersin ne yaşattıysan aynısını bir şekilde yaşıyorsun, iyi ya da kötü. Kalbinin ekmeğini yemek diyorlar ya öyle işte. Çocukken ya da geçmişinde yaşanılanların söylediğin sözlerin getirisi elbet olacak. Bu kitapta ise acı bir şekilde olmuş. Konusuna gelirsek, adli tıp uzmanı Soner, Savcı Volkan bu sefer insanların beş duyusuna odaklanan bir katil. Kara Dere köyünde vahşi bir cinayet işlenir. Ama öyle bir cinayet ki aklınız hayaliniz durur. Okurken o betimlemeler ile olayı dibine kadar yaşamış oldum. Ama bu cinayet farklı olayların kapısına açılmaktadır. Bu cinayeti çözmek için canla başla çalışan Soner ve Volkan bu gizemli cinayetler silsilesini çözebilecekler mi? Ulaştım derken başka sonuçlar başka kişiler, geçmiş ve yaşananlar… sonu yine şaşırtıcı bitti. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. Kitapla kalın
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202620 okunma
Reklam
Reklam