KİM BİLİR
Öğlen vakti bir ağacın sayesinde indirmişti adam yüklerini.
Sırtını ağacın gövdesine yaslamıştı 30 larına varmış bir ağaca benziyordu yaslandığı.
Belki de yaşıtızdır diye geçirdi içinden.
Sonra yüzünü göğe dönüp gözlerini kapadı ve hissetti görmeden dünyayı. Rüzgarın yüzüne deyip geçişini hissetti evvela. Yaslandığı ağacın sağlamlığını sonra,
Sonra dinlemeye başladı önce gürültüsünü duydu şehrin, birbirinden geçen araçların motor sesleri geldi kulaklarına, biraz daha dinledi,
Artık ağaçtaki kuşların cıvıltılarını duyabiliyordu, yüzüne nerden geldiğini anlamadığı bir tebessüm gelip oturdu.
Dinlemeye devam etti daha ne duyabilirim diye hevesli.
Ve ağaçtan sonbaharın gelişini haber veren bir yaprağın kopup yere düşüşünü duydu. Duyduğu sese mutlu oldu çünkü kulaklarının az işittiğinden şikayet ederdi her zaman. Duymakla dinlemek arasındaki farkı anlamış oldu böylece.
Sonra yaprağı düşündü ağaçtaki ömrünü tüketince istese de istemese de dalından kopup düşmeye mahkumluğunu. Dalındayken ne kadar güzelse düşünce de ayrı bir güzel oluşunu.
Sonra döndü kendini düşündü ben de bu dünyada işimi bitirince bu kadar güzel olabilecek miyim diye..
Kim bilir :)