Hazreti Hüseyin Efendimiz’in, evlatlarının, onunla beraber yoldaş olanların şehadetinin günü bugün. Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam’ın sevdiği, öptüğü, koklamaya doyamadığı bu isimleri sadece Kerbela’nın o vahşeti ile anmak, adlandırmak elbette mümkün değil. Ve yeterli de değil. Muhteşem güneşleri örtmek adına bu acı günleri hatırlamaya devam ediyor olmak buradan itibaren geleceğe ait hakikatler ve hikmetlerle kavuşabilmek adına oldukça önemli.
Sevgili gençler, Hazreti Hüseyin Efendimiz o gün Kerbela’ya bizim için gitti. Bizim dinimiz bozulmasın, bizim dinimiz bir saltanatın içinde Romalıların istediği Paganistik bir kültüre dönüşmesin diye gitti. Bugün namaz kılmayan, bugün oruç tutmayan, bugün sadece Allah’ın kendine verdiği emirleri bile yerine getirmeyen insanların bundan önce verilen mücadelelerden üzerimize doğan haklarından haberdar mıyız?
Bugün biz bu topraklarda yaşayabiliyorsak eğer, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda verilmiş olan mücadeleleri nasıl anıyoruz? Ecdadımızı şükranla ifade ediyoruz, kendilerini hayırla yad ediyoruz. Bugün bozulmamış dinimizin bozulmamış tarafları içinse Hazreti Hüseyin Efendimiz’e şükran duymak zorundayız. Onu tanımak ve onun yürüyüşünü anlamak zorundayız. Çünkü o, Kerbela’ya değil, Kerbela’da ölüme değil, Kerbela’da ölümden daha beter olan dinin kendi dünyevi istekleriyle dönüşüm çabasına karşı bir duruş için yürümüştü.
Bugün ölüm uğrunda gideceğimiz bir yol yok. Ama bugün zamanından, parasından, imkanından, kendi çevresinin getirmiş olduğu güç ve kuvveti kullanmaktan haya eden her bir adamın gece evine dönüp tesbihatında bir açılsa perdeler, belki tesbih elini yakıp atıverecek, sokaklara koşuverecek; “Bir hizmet daha yapmadan ölmeyeyim, vay bizim halimize.” deyiverecek.
İşte biz bu yüzden her sene Kerbela’yı tekrar