“İşte iki gözüm, ciltlerle kitabın, saatlerce tefekkürün yapamadığı işi, 2 kirli kağıt başarır. Sen, ruhumuzun bu kadar ucuz bir bedel mukabilinde takla atmasını haysiyetine yediremediğin için belki daha asil sebepler peşinde koşarsın. Gökyüzünde birkaç yüz metre daha yükselen bir bulut yahut ensene doğru serince esen bir rüzgar yahut o esnada aklına gelen zekice bir fikir, sana bu değişimin sebebi gibi görünmek ister. Fakat söz aramızda, iş bunun tamamıyla aksinedir. Cebimize giren 2 lira sayesinde havanın biraz daha açıldığını görmek, rüzgarın serinliğini hissetmek, hatta akıllıca şeyler düşünmek, mümkün olur."
____________________________
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen bir sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
____________________________
Yüksek insan dışına değil, içine kıymet veren insandır.
____________________________
Unuttum diyemem fakat üzerimde bir tesiri kalmamış.
____________________________
Samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı, kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı, onun elini kolunu bağlamıştı.
____________________________
Sen zaten başka türlü düşünemezsin ki. O mübarek kafan her şeyi mevcut bir ölçüye uydurmadan rahat edemez. Bu adam, şu kadını tanımıyordu, gitti konuştu. Kadın polise vermedi, demek ki o yolun yolcusuydu. Oldu bitti. Başka bir şey olamaz. Hayatta fevkaladele hiçbir şey olamaz. Her şey birbirinin aynıdır. İşte bu kadar! Böyle dümdüz bir