Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan’da aslında hepimizin zaman zaman düştüğü o büyük tuzağı, yani kendi hatalarımızın suçunu hayali bir "şeytana" atma alışkanlığımızı harika bir dille eleştiriyor. Roman, Ömer’in iradesizliği ile Macide’nin vakur duruşu arasındaki o derin uçurumu anlatırken, aslında insan ruhunun ne kadar karmaşık ve bazen ne kadar aciz olabileceğini yüzümüze çarpıyor. 1940'ların İstanbul atmosferinde geçen bu hikaye, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen güncelliğini hiç yitirmiyor; çünkü yazarın da dediği gibi, asıl mesele içimizdeki hayali varlıklar değil, dürüstlükten ve sorumluluktan kaçma eğilimimiz. Kendi zaaflarıyla yüzleşmekten korkmayan her okurun, satır aralarında kendinden bir şeyler bulacağı, hem sarsıcı hem de fazlasıyla samimi bir eser.