Atlastan cânfese, kutnîden sündüse, şitarîden meydanîyeye kadar her tür ipek kumaşın satıldığı kumaşçılar çarşısında, kocasından alışveriş izni alabilen kadınlar, gözlerine kadar yüzleri yaşmakla örtülü olduğu hâlde, ipekten, taftadan yahut kadifeden renk renk feraceler ve yanlarında çocuklarıyla, birer haremağasının nezâreti altında dükkân dükkân dolaşıyorlardı.
Delikanlının biri, sanki çöllerde günlerce sürünmüş de susuzluktan ölmesine ramak kalmış gibi, çeşmeden oluk oluk akan suyu lıkır lıkır içiyor, arada bir durup nefes aldıktan sonra ağzını yine musluğa dayıyor, bir türlü kanmak bilmiyordu. Anlaşılan delikanlının bağrı aşk ateşiyle yanmaktaydı...