"Yazmak istedin, yazmaya da çalıştın ama yazacak hiçbir şeyin yoktu. İçinde ne var senin? Bazı çocukça kavramlar, birkaç az pişmiş duygu, çokça sindirilmemiş güzellik, koskoca ve kapkara bir cehalet, aşkla yanan bir yürek ve aşkın kadar büyük, cehaletin kadar nafile bir tutku. Yazmak istedin! Neden, çünkü hakkında yazabileceğin bir şeye başlamak üzeresin. Bir güzellik yaratmak istedin, ama güzellik hakkında hiçbir şey bilmezken nasıl yapacaksın bunu? Hayatın temel nitelikleri hakkında bir şey bilmeden hayat hakkında yazmak istedin. Dünya senin için bir Çin bulmacasıyken ve varoluş düzeni hakkında yazabileceğin tek şey, onu hiç bilmediğinken, sen tutmuş dünyayı ve varoluş düzenini yazmak istiyorsun."
Kafamız rahatken, beynimizde alfa dalgaları yayılır. Bu dalgalar üzerinde yaratıcı fikir sörfü başlar. Hayallere daldığımız, kendimizi dış dünyadan psikolojik olarak uzaklaştırdığımız zamanlarda, bilinçaltımız fikirler arasında beklenmedik ilişkiler kurmaya başlar. Dikkatimizi dış dünya yerine iç dünyamıza yönlendirmemiz o
anlarda daha muhtemeldir. Oysa odaklandığımızda, dikkatimiz genellikle çözmeye çalıştığımız sorunların ayrıntılarına yönelir. Sorunları analitik olarak çözerken işe yarayan bu dikkat modeli, yaratıcılığa götüren bağlantıları yakalamamızı engeller.