Bu tüyler ürpertici kitap gece vakti okumak için iyi bir seçim değil galiba, çünkü son yarım saattir oldukça gerildim. En son Kafes ve ardından muhteşem Şeytanın Eli'nde böyle ürkmüştüm, şimdi de bu kitap etkiliyor beni, hem doğaüstü birşey söz konusu da değil, herşey sonra derece sıradan ve olağan. Bütün korku herşeyin doğallığından, sıradanlığından meydana geliyor gibi, binlerce insanın başına gelen şeylerin bir benzerinin bir başkasının başına gelmesini okurken, kitabın özellikle ortalarından itibaren kendini hissettiren klostrofobik hava sonlara doğru bizi iyice sıkıştırıyor ve aynen kitabın baş karakteri gibi hiç çıkamayacağımız bir yerde sıkışıp kalıyoruz. Okuduklarımız bizde garip bir hava yaratıyor, kitabın başından beri bir gariplik var, bunu gerçekten hissetmek mümkün, tuhaf, garip, rahatsız edici bir şeyler dönüyor, ama hiç bir hile, oyun, numara söz konusu değil; tam tersine herşey çok güzel, tek yapmamız gereken jake'le beraber arabayla ailesini kendilerine ait olan o çiftlikte ziyaret edip sonra geri dönmek, bunu yapıyoruz ve yaparken bir yandan da jake'ten ayrılmayı düşünüyoruz, çünkü yolunda olmayan birşeyler var, kendiliğinden olup biten birşey bu, karşımızdaki iyi bir insan olsa dahi o elektrik meselesi, bir başkası değil de sevdiğimiz insanı sevmemizi sağlayan o şey, o bakış, o sözler, o duruş, ne bileyim, işte o şey neyse jake'te o şey yok. Kitap bu yolculuğu çok güzel bir şekilde anlatıyor, kitap boyunca birşeylerin bizi gerdiğini hissediyoruz, oysa gerilmemize sebep olan tek bir olay bile yaşanmıyor, en azından çiftliğe varıncaya kadar. Çiftliğe vardığımızda Jake'in anne ve babası ile tanışınca herşeyi bitirmeyi düşünen zihnimiz bir iyimserlikle geri adım atmamızı sağlıyor sanki, belki de herşey daha iyi olabilir, belki de erken karar