Livaneli'nin diğer eserlerinde olduğu gibi Leyla'nın Evi de bizi kendine çeken bir eser ama bence bu kitabın diğer eserlerinden farkı birbirinden tamamen farklı insanların yollarının kesişmesi ve tüm karakterlerin ayrı ayrı bir bütün olarak kalabilmesi. Şahsen ben bir okuyucu olarak kitaptaki tüm karakterlerin yaşam öykülerini merakla okudum belki de kitabın en büyük başarısı yan karakterin yaşam öyküsünün ana karakterin yaşam öyküsünden ayrı ele alınmamış olması. Kitap "Çoğu kişi İstanbul Boğazı'nı yazın sever, ben kışına vurgunum" cümlesiyle başlıyor. Zarif Osmanlı hanımefendisi Leyla hanım, saçlarının bir bölümü mavi boyali asi mi asi Roxy, hala iyi insanların da varlığına olan umudumuz Yusuf, mağrur ve gururlu Ali Yekta Bey işte böyle bi günde hayat buluyor belki de. Olaylar Osmanlı asilzadelerinin torunu Leyla Hanım'ın dedelerinden miras kalan evinin hileyle elinden alınmasıyla başlıyor. böylece aynı ortamda bile bir arada kalamayacağını düşündüğümüz insanların hayatları birbiriyle kesişiyor.
《Spoiler》
Okuduğum ilk Livaneli kitabı olmamasından ötürü hiç yabancılık çekmedim hatta Serenad romanında gördüğümüz müzikal dili Leyla'nın Evinde de görüyoruz. Diğer romanlarında olduğu gibi Livaneli'nin eşsiz bilinçaltı ve muazzam hayal gücü sayesinde okuması keyifli bir roman çıkmış ortaya. Osmanlı asilzadelerinin torunu Leyla'nın İstanbul İngiliz işgali altındayken müslüman annesi ve Ingiliz subayi babasının yasak aşkının onları ölüme götürmesi Leyla'nın bir günah gibi herkesten ve her şeyden saklanması sonucu bir yalnızlığa mahkum edilmesi Leyla'nın trajik bir şekilde evini kaybetmesi okurken derinden etkilendiğim kısımlardı. Yazarın bu kaybedişi önce "ev" olgusu yani insanın en temel ihtiyacı barınma üzerinden ele alması daha sonra "Çünkü imparatorluk
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,4bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?